19/10/2011

yine n'oldu ki...


Suyu demledim mayası tutmadı, gel deyince gitmedi hazımsızlık. Kendimi tokatlayasım geldi ansızın , kaybolmuş yüzümdeki yanağım .

Zaman altındansa söz mü gümüştü , zaman altından gevrek bir gülüş mü yürümüştü. Çok bilineni olunca denkleyemiyor insan, sükut eşitliği sağlayamadığından çıkarıp attım bu çekişmeden.
Bir rüya kokladım, sızladı kemik, kemik bile yoktu, belki omurgasızlık, çatallanmış dil, nesnesiz gezegen, uzayda yırtık, çatlak ses, sessiz ol biraz, herkes bir defa daha uyusun. Bölük pörçük bir el, yarım bir cümle, tam tamına kendisi olmuş bir kelime, mesnetsiz bir iddia, can sıkıntılı bir nara, neşeli bir göz süzüş, kırık sesi bir kemiğin, yırtıldığını duydun etin; bu da bir korku.
Hacimli adam, içini doldurmuş boşluklarla, boşuna yer kaplamaca oynayalım mı, ağırlığı olmayan adam uzay boşluğunu doldurmayalım mı, gerekli, gereksiz...gözüm yerde yuvarlanır, koşarım peşinden, o tuhaf ...  biryerlerde yuvalanır, geçerim üstünden.

renk çukuru


gökkuşağı aslında gecenindir...
ve serin
ve ıslak damlalar gibi,
sözler gibi,
hepsinin boğulduğu
çukurlar gibi...
senin göz çukurun gibi mesela;
ben o kadar renklisini hiç görmemiştim...

gürültü

kafamda müzik,
kafamda gürültü yaratan müzik,
tavan aşağı bakıyor,
tavan korkuyor sadece bakıyor aşağılara,
duvarda gözüm,
tavanla kestim ilişiğimi,
gölgeme bakıyorum,
aydınlanıyor,
her şey o kadar ağır ağır ağarıyor ki ,
bilirsin...
sis kafandaki gölgelerin serinliği olunca hafifliyor...
görüntüler var, ama yoklar da...
uyuduğumdan emin olamadığım kadar uyanıklığımdan da emin değilim...
bu gürültülü müzik bitsin...
geçti birden,görüntülerle beraber uzaklaştı.
uyumuşum sonra...
neden sonra...
parmaklarım uyuştuğunda uyandık...