n'olmuşkineymiş
08/09/2012
FİL UÇUŞU: Kendinden Gitarlı Adam: Süleyman Bağcıoğlu
FİL UÇUŞU: Kendinden Gitarlı Adam: Süleyman Bağcıoğlu: Söyleşi: Kübra Ceviz – Ersin Embel (Gazete Solfasol, Eylül 2011) Bu söyleşi Ankara'da yayımlanan Solfasol isimli bir amatör gazetede...
23/04/2012
Bayram Seyran
Hayatlarının çok çok ilk on iki, şanslıysalar
– biraz düşük bir ihtimal maalesef – on dört yılını kendilerine (kendimize pek
tabii) ait ve kendilerini ait hissettikleri, bir güzel günle, bir bayramla
kutlayan çocuklar, böyle bir günü hak etmek için ne yaptı?
Çocuk
olmaları ve bir zaman sonra yaşıtımız ve biraz daha sonra ise bizden önceki
neslin yaşına erişecek olmaları yeterliyken, çocukları; her şeyden önce
kendileriyle doğru dürüst konuşulmayan, ekonomik problemlerinden akli
dengesizliklerine, duygusal dalgalanmalarına, hayatta tadı çıkarılmak
istenmeyecek ne kadar an varsa dahil edilen, sorunlu, kapasitesiz, yetişkin
bireyler haline getirmek onlara çocukluklarını yaşatmış olmak değil.
Sen
bir günlüğüne götürüp eğlendireceksin çocuğunu, aslında hiçbir şey yapmadan
dahi, sadece ilgini gösterdiğin zaman eğlenip neşelenebilecek yetenekteki bir
insanı, - “yedirdiğin, içirdiğin, giydirdiğin, okulundan gezmesine masraf
ettiğin” için uygulamalı şiddet eğitimine “karşılaştırmalı komşu çocuğu”
dersi ile başlayıp, kötek ile küfre giriş dersine yeteneklerini arttırmak
suretiyle ara vermeden devam edeceksin, başka çocukları da kendi çocuğun kadar
değerli bulduğundan hatta kendininkini doğal olarak daha üstün tuttuğundan
tutup bulduğuna tecavüz edeceksin, öldüreceksin yeri geldiğinde, ki aklı başına
gelsin, dilendireceksin, orada burada, bir yetişkinin girmemesi gereken
yerlerde çalıştıracaksın, ki hayata sıkı sıkı sarılsın, bu sırada çocuk denen
canavarı hiç ciddiye almayacaksın ki hayatı boyunca ezilmesin, aslında güzel
bir fikrim var sadece kendini ciddiye almayı öğreterek diğer derslerden
kanaatle geçirebilirsin,
… - evet
başlangıçta sadece gereksiz bir neşelenme yeteneğine sahip olan bu insanı alıp donanımlı
ve çocukluğunu yaşadığı için mutlu bir birey haline getireceksin ve düşün,
o bir günü, hak etmek için ne yaptı bu çocuk; ağlamak, oynamak ve sebepsizce
gülmek dışında ama hala utanmadan törenlerdeki şiirleri sıkıcı buluyor, hala
şeker çikolata istiyor, işin güzel yanı bizler o kadar olgun insanlarız ki o
kavgacı, geçimsiz, bencil tiplere hiç benzemiyoruz…
Bakıyoruz onlara sevgiyle, “nerede yanlış
yaptıklarını bulmaları ve hayatın çikolatadan ibaret olmadığını” anlamaları
için, bekliyoruz…
21/02/2012
15/01/2012
soğuk
hava iyi miydi? yoksa kötü müydü?
ifadesiz mi peki...
soğuktur şimdi...
anlamsızca soğuk...
gün çok uzak,
gece nar ...
hiç çıkma yerinden... sorun olur... daha da soğuk olur...
uzak ...
kötü oluşunu erteleyememekten zifte döndüğünde...
şu gece öyle uzun sürse ki bahar gelse...
göz açılınca bitmemiş,
kurşuni gün başlamamış olsa,
şimdi daha sıcak...
geç olmasa vakit,
erkene almasa idi,
usulca bitseydi...
hani sarı sıcak vardı...
hesap o hesap...
abaküsten dönen, masaldan da olsun...
katran kahır aklından taşsın...
ifadesiz mi peki...
soğuktur şimdi...
anlamsızca soğuk...
gün çok uzak,
gece nar ...
hiç çıkma yerinden... sorun olur... daha da soğuk olur...
uzak ...
kötü oluşunu erteleyememekten zifte döndüğünde...
şu gece öyle uzun sürse ki bahar gelse...
göz açılınca bitmemiş,
kurşuni gün başlamamış olsa,
şimdi daha sıcak...
geç olmasa vakit,
erkene almasa idi,
usulca bitseydi...
hani sarı sıcak vardı...
hesap o hesap...
abaküsten dönen, masaldan da olsun...
katran kahır aklından taşsın...
06/12/2011
minima'sal
bir varış,
bir yokuş,
evvel kafamın içinde,
kafam kazanın dibinde,
bir zamanlar bir uyku canavarı varmış,
yeryüzündeki bütün uykuları yemiş,
ansızın rüya krizi geçirmiş...
patlayan rüya öbeği
dört bir yana yayılmış...
...ve bir daha o'nu ne gören, ne de duyan olmuş...(olmamış mı demeliydim,daha mı iyiydi...yok yok iyi böyle,atlama hemen)
bir yokuş,
evvel kafamın içinde,
kafam kazanın dibinde,
bir zamanlar bir uyku canavarı varmış,
yeryüzündeki bütün uykuları yemiş,
ansızın rüya krizi geçirmiş...
patlayan rüya öbeği
dört bir yana yayılmış...
...ve bir daha o'nu ne gören, ne de duyan olmuş...(olmamış mı demeliydim,daha mı iyiydi...yok yok iyi böyle,atlama hemen)
19/10/2011
yine n'oldu ki...
Suyu demledim mayası tutmadı, gel deyince gitmedi hazımsızlık. Kendimi tokatlayasım geldi ansızın , kaybolmuş yüzümdeki yanağım .
Zaman altındansa söz mü gümüştü , zaman altından gevrek bir gülüş mü yürümüştü. Çok bilineni olunca denkleyemiyor insan, sükut eşitliği sağlayamadığından çıkarıp attım bu çekişmeden.
Bir rüya kokladım, sızladı kemik, kemik bile yoktu, belki omurgasızlık, çatallanmış dil, nesnesiz gezegen, uzayda yırtık, çatlak ses, sessiz ol biraz, herkes bir defa daha uyusun. Bölük pörçük bir el, yarım bir cümle, tam tamına kendisi olmuş bir kelime, mesnetsiz bir iddia, can sıkıntılı bir nara, neşeli bir göz süzüş, kırık sesi bir kemiğin, yırtıldığını duydun etin; bu da bir korku.
Hacimli adam, içini doldurmuş boşluklarla, boşuna yer kaplamaca oynayalım mı, ağırlığı olmayan adam uzay boşluğunu doldurmayalım mı, gerekli, gereksiz...gözüm yerde yuvarlanır, koşarım peşinden, o tuhaf ... biryerlerde yuvalanır, geçerim üstünden.
renk çukuru
ve serin
ve ıslak damlalar gibi,
sözler gibi,
hepsinin boğulduğu
çukurlar gibi...
senin göz çukurun gibi mesela;
ben o kadar renklisini hiç görmemiştim...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)