kendisini aydınlık zannneden insan yanılgıya düşer bir kere daha...büyük bir ısrarla.
bir başkasını,hiç de kendisi olmayan birini karanlıkla haklama cüretini bulur kendinde...ve en acımasızca olanı öfkesine yenik düşüp daha da fazlasını söylemek ister,yapar da gayet güzel...çünkü artık buna hakkı vardır...hakarete uğradığını düşünür...alışkanlıklarınız bile o aydınlığın sorumluluğundadır artık.sizi düzeltmek için her şeyi söyleyebilir,oysa belki de düzelmesi gereken görme alışkanlığıdır...çok düşündüğünü,iyi düşündüğünü,doğru olduğunu düşünen,bir zihin yapısı mıdır dostum yoksa alter ego mudur...ordan bir şeyler fısıldıyor olmasın sakın...bütün bunlar bir yana içtenlikle gülümsüyorum,hoşuma giderek,sadece şekli biraz değişik,tıpkı herkeste olduğu gibi,parmak izi gibi...
cancazım bu yazıyı asla okumayacağını biliyorum ama söylemek istedim;
*yukarı bak,gezegenin örtüsü üstümüzde parlıyor
#ama kıskançlıklar giriyor araya değil mi?
*neden böyle söyledin ki şimdi?
#bilmiyorum,bir an...yanılmışım,içeri gireyim...
sen de içeri gir,şaşkınlık ve hüzünle otur...ama sadece bunu yap tamam mı?
25/05/2011
20/05/2011
küçük bir hediye
bu sefer zorlamadım kimseyi, kimse de zorlanmadı zaten.
bak sana ne söyleyecek bu satır; o içimizdeki vincent'ı ne burnumuzdan enfiye ettiğimiz tükenmezlere borçluyuz ne de zamana.hatırlanan yüzler hatırlanmayanların yanında,geride bıraktığımız bütün yüzlerimizin yanında boncuksuz kalmış abaküsler gibi...dizi dizi...ama bomboş...nedir , kimdir bu ağır hastalıkların sebebi soramadım kimseye, yazmak kabul görmüş şizofreniyse şayet, çizmek makbul bir frengidir toplumun kucağında...kimse yakalanmak istemez ama dibinden de ayrılamaz...birazcık dumanın saltanatını sürmek isterken,gri ve çamurlu gölgenle çöktün koltuğuma...bana diyor ki; istediğim cevapları alana kadar soruları sormam gerek, çünkü böyle düşünmüştüm...o halde düşünmemişsin ki bir fantazi karalamışsın sudan kağıda,bahanesiz,sıkıntıdan...bunlar sana değil,manikürlediğim tırnaklara ihanet etmem...
bak sana ne söyleyecek bu satır; o içimizdeki vincent'ı ne burnumuzdan enfiye ettiğimiz tükenmezlere borçluyuz ne de zamana.hatırlanan yüzler hatırlanmayanların yanında,geride bıraktığımız bütün yüzlerimizin yanında boncuksuz kalmış abaküsler gibi...dizi dizi...ama bomboş...nedir , kimdir bu ağır hastalıkların sebebi soramadım kimseye, yazmak kabul görmüş şizofreniyse şayet, çizmek makbul bir frengidir toplumun kucağında...kimse yakalanmak istemez ama dibinden de ayrılamaz...birazcık dumanın saltanatını sürmek isterken,gri ve çamurlu gölgenle çöktün koltuğuma...bana diyor ki; istediğim cevapları alana kadar soruları sormam gerek, çünkü böyle düşünmüştüm...o halde düşünmemişsin ki bir fantazi karalamışsın sudan kağıda,bahanesiz,sıkıntıdan...bunlar sana değil,manikürlediğim tırnaklara ihanet etmem...
demişim ki; bazen söküp atıyorum insan ırkını kafamdan,fazla yormamak için kafayı...ne zaman...nasıl...insan o kadar da sorgulanmaz ki , ilahi insan ...zaten anlama çabasını aşmış kendini içine sürüklemek ister gibisin...bazı şeyler sadece söylendiği gibidir , altında yatan anlamı aramayınız boşuna.
bir telaş ve turna kuşları, yarın fotoğraflarını atarım.gerçek filmleri özledim , banyo edilen , karanlık oda zahmetli ,güzel fotoğrafları, artık hiç kimsede yok,şuurunu kusan insan...
sonuç; tetiklesin diye beklediğimiz her şeyin başlangıcı bünyemizde mevcuttu...kendi kıçımıza attığımız sağlam her tekme tetiği bir daha çekti...bünye delinmediği gibi tetiğe de doyamadı, ardı arkası kesilmeden dolduruyor şarjörü...ve toplum dediğin o kütle var ya , işte o ağırlık, o salgınların hepsini kucağında hoplatırken, veba bile bulaşamıyor topluma korkusundan...öyle illet çünkü...
19/05/2011
...sana sözler hazırladım...
bana Tanrı'dan bahset...ve kendin olan her şeyden...ve rüyalardan...son olarak hayal kurmayı unut...bir çember düşün...ama onu da tasarla...eğer yeterince iyi düşünürsen onu istediğin şekle sokabilirsin...insan olmanın getirdiği zaafların mı var...yoksa zaafların seni bir insan mı yapıyor...bak sana söyleyecek sözlerim var...çalışmıştım oysa hepsine ama ezberimi bıraktım...bilmediğim bir semtin dolabına kaldırdım...neden sonra trafoların hepsini havaya uçurmak isterken bayılmışım...uyandığımda şehir beni terketmişti , sense yalnız kalmaktan ölesiye korkan herkes gibi koşmaya başladın...elinden başka ne gelirdi ki...durup dururken insanlara bak benim gibi...ne düşündüğümü asla bilemeyecek kadar sürüngensin...aslında o kadar da büyük şeyler değil ,ama bakabilmek lazım...hakkında hiç bir şey bilmediğin insanlar var dikkatini çekti mi...ve onlar sana her şeyden bahsedebilir ,eğer dinlemek istemediğini söylersen sana gerektiğinden bahsederler , sakın inanma ve arkanı dönüp uzaklaş...yaşamak için yapabileceğin tek şey seni oradan uzaklaştırmak...bir şehir tarafından terkedilirsen üzülürsün belki...arkanı dön ve sakın kendini...ya da beni hiç dinleme...çünkü belki de seni yokeden benim...limon ağacından bir tutam koku...yarına çok var belki de atlatırız bu hayatı ve keyfini çıkarırız...limon kokusu...deniz tuzu...gri kaya...adım izleri...biraz ayak sesi...boş bir oda...duvarda gün ışığı...bunların hiç biri sana değil...dedim yahu ezberimi bıraktım diye...zamanı oyalıyorum...aslında burada bile yokum...kapıyı çalmayı unutma...açan biri varsa o kapıdan çıkarsın ve yine hayatın başlangıcından , evrimden , bütün olası devrimlerden , varolmanın varsa bir hafifliği dayanılmaz olanından biraz da ondan bahsedelim , sonra hanlar inşa ederiz , bir kaç kule , yerle bir etmek için gereken her şey , insandan bahsederiz ve belki de bezelyeden , biraz yürüyüş , bir cam koyarız manzaranın önüne çerçevesiz , bakar ve sonra kırarız...manzara bölünür düşer üstüne, boşlukta sallanmıyorsan eğer ağır gelir, gözlerin ağrır her gece ve gün...biraz felsefeden bahset ama yorma beni...bu aslında komik olmalıydı ama yavaş oldu , aksak ritim demek istiyorum...dedim ya bıraktım ezberi demiş miydim...
18/05/2011
n'olurdu ki buralarda
dondurma yedim tuzlu çıktı..hayretler içindeyim...biberli çikolatayı tercih ederim ki biber çikolatanın doğasına ters değil bana kalırsa..üstelik de dünyanın en güzel dondurması olması gerekirken olacak iş değil...geçen günde sadece bulutlardan biri parlıyordu.bu apayrı bir hikaye lütfen daha sonra bahsedeceğim...hazır olmayan şeylerden bahsetmek lazım şimdilerde...meğerse öyle olmamış..
acaba diyorum; büütün nota kombinasyonları ne zaman kullanılmış olacak yeni notalar diyorum bulunmalı mı...yeni bir ses duyar mıyız..farklı bir dil geliştirilir mi ne kadar kombinasyon var ki...merak içindeyim.
benden bu kadar şu an size söylemek istediğim pek fazla bir şey yok...
14/05/2011
2003'ten bugüne bir eksik fazlası yok...bir daha eksik...
güzel bir gün.
hava güzel.
bu arada bir sürü şey oldu.
*sene 2003 mars'a uydu yollandı.
diğerleri klasik;
bombalar,savaşlar,
isyanlar(bu ülkede değil),
gizemli intiharlar,Newyork, Fas,
Cezayir,bir vazgeçilmez olarak Irak,
tabi ki NATO,BM,George Bush,
Eduard Şevardnadze....
ahh neredeyse geçiyordum bu arada Saddam Hüseyin ABD askerlerince yakalandı.
İdi Amin başka sebeplerden değil bir şey yetmezliğinden öldü.
İsimlerin , ülkelerin bir önemi yok derdim ama 2005 Türkiye için müzakerelerin "baş"ladığı yıl oldu.
derken derken tsunami,kasırga ve depremler,Papa II.Jean Paul bizlere ömür,
eh geçti bu sene de BaküTiflisCeyhan boru hattı açıldı,
tabi öncesinde Meksika seçimleri ,İsrail,operasyonlar-Gilad Kılıcı,
Gazze Şeridi,
Fidel Castro yetkilerini kardeşi Raul'e devretti.
tabi yer yer pentagon,cia, şu bu o,biliyorsun bunları uzattırma bana;
bize gelince azınlıklara yaklaşımlar,Kürt sorunu ,Aleviler,kadın hakları,insan hakları,hak ve hürriyetler,sendikalar,-ler....
...-lar uzar daha.
anlat anlat varamadım bir yere yoruldum,
sanki her şey, hiç ile aynı yere tekabül ediyor.
sanki her şey, hiç ile aynı yere tekabül ediyor.
zenci Obama bro muhtar oldu Sam Amca'nın mahallesine,
hastalıklar var bir de AIDS,SARS,HPV(insan papilloma virüsü),
bu kadar yılın benim için en akılda kalanı , aynen alıntılıyorum vurucu kısmı;
*"Benim için de bundan böyle Davos bitmiştir. Daha Davos'a gelmem, bunu da böyle bilesiniz" diyen Recep Bey.
uçak kazaları ve tabi ki domuz gribi salladı gezegeni.
*sene geçen sene işte, az biraz önce yani, bak bakalım ne olmuş:
- İran, aralarında BBC, İnsan Hakları İzleme Örgütü, ABD'nin desteklediği yayın kuruluşları ve muhalif internet sitesi Rahesabz'ın da bulunduğu 60 kurumu kara listeye alarak, vatandaşlarının bu kurumlarla irtibatını yasakladı. (Ocak ilk haftası)
- 22 Ocak: Amerikalı astronot, Uluslararası Uzay İstasyonundan (UUİ) ilk Twitter mesajını dünyaya gönderdi.
- Barack Obama, Youtube'a canlı katılan ve soruları yanıtlayan ilk ABD Başkanı oldu.
- 15 Mart 2010:İnternet bugün, ilk "dotcom" (.com) alan isminin tescillenmesinin 25. yıl dönümünü kutladı.
- Dünyanın en büyük atom altı parçacık çarpıştırıcısı olan Büyük Hadron Çarpıştırıcısında iki proton ışını rekor hıza ulaştırılarak çarpıştırıldı. Bugüne kadarki en büyük enerji açığa çıkarıldı.
- Uzay mekiği Atlantis, son uzay yolculuğuna çıktı. 16 Mayıs: Tarihin en önemli icatlarından ve bugün endüstriden tıbba, telefon şebekesinden DVD okuyucuya birçok kullanım alanı bulunan lazer ışını 50 yaşına bastı.
- Heavy metal müziğinin ünlü ismi Ronnie James Dio (67) öldü. (bu benim için önemli evet evet.)
- Aralarında Türkiye'den İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfının da bulunduğu Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden yardım kuruluşları, Gazze'ye en temel ihtiyaç maddelerinin geçişine izin vermeyen İsrail ambargosunu denizden delmek için harekete geçti.
- İran'da bir banka, ilk kez sadece kadınlara hizmet veren bir şube açtı.
- İsveç'te zorunlu askerlik uygulaması kaldırıldı.
- Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), İranlı muhalif gazeteci Ekber Genci'yi "59. Dünya Basın Özgürlüğü Kahramanı" ilan etti.
- Almanya'nın en yüksek tirajlı gazetesi Bild, üç boyutlu yayımlandı.
- Avrupa'da kadınlara seçme ve seçilme hakkını en geç tanıyan ülkelerden biri olan İsviçre'de, kadınlar ilk kez kabinede çoğunluğu ele geçirdi.
- Küba devriminin lideri Fidel Castro, Küba Komünist Partisi liderliğinden kaynaklanan yetkilerini devretti.
- WikiLeaks internet sitesi, ABD'nin karşı çıkmasına rağmen yeni belgeleri çeşitli yayın organları aracılığıyla yayımladı. New York Times gazetesi, dünyada büyük merakla beklenen internet sitesi WikiLeaks'in sızdırdığı "gizli devlet" belgelerini yayınlayan ilk kuruluş oldu.
- Time dergisi, popüler sosyal paylaşım ağı Facebook'un kurucularından Mark Zuckerberg'i yılın kişisi seçti.
- Bu ülkede seçim var; Haziran 12'de,
Ve yine bu ülkede (ekonomi , siyaset , insan hak ve hürriyetleri , demokrasi , sosyal sorumluluk ruhu , hakkını savunabilme hakkı , yaşamaya (nefes almaktan bahsetmiyorum) ve yaşama standardını yükseltmeye eğilim) insan olmanın getirdiği - getirmesi gereken- pek çok özgürlük arayışı sonuçsuz kaldı.
*Dünyanın her yanını sallayan isyanlar silsilesinden daha sonra bahsederim; canını bu kadar sıktım şimdilik.
Etiketler:
.com,
12 haziran,
davos,
facebook,
internet,
recep bey,
seçim,
sosyal paylaşım,
time,
twitter,
youtube
10/05/2011
kakafoni
bir ricam var :
tuvalet kağıdı reyonlarında da tester/numune olsun, hani parfümerideki gibi.
ahh...tabi silmeyelim...anladın onu sen...anladın...
insan reyonlarında gerek yok , o reyon ayırmaksızın numune...
deneyelim...deneyemeyenlere bir çare...
tuvalet kağıdı reyonlarında da tester/numune olsun, hani parfümerideki gibi.
ahh...tabi silmeyelim...anladın onu sen...anladın...
insan reyonlarında gerek yok , o reyon ayırmaksızın numune...
deneyelim...deneyemeyenlere bir çare...
"oo"
iki kelime daha lazımdı , sonra iki daha , susulur öylece uzun uzun , gözler görmek için miydi yoksa bakılmak için miydi. göz neydi ki .
sonraya, hep sonraya uzatırlar zamanı , fakir zihinlerde dolan dur işte.
bir dalga boyu yol katetmek zormuş, geri çekiyor ya dalga büyük olunca bütün bir gövdeyi. kütükler, vurur kumlara takılır, sadece, hem sonra çöpler...yığınlar halinde çöpler...yığılır aynı aynı yerlere...ne karanlık adamlar geçiyor.
hava da ,yer de ,her şey de , hiç şey de kararmıyor işte.göz böyleydi herhalde. hatırladılar galiba. ayağa kalkanlar, olduğu yerden kafasını doğrultanlar oldu , bir kıpırtı gördü sanki, onlar da görünce yokmuş gibi davrandılar.gördü hepsini o da "görmez" dedi..."görmez gözlerim".
omuzlar aşağıya inmiş, ayaklar yalpada , gözü yok çukurlarında, avuçlarından bakarak yere, yürüdüğünü sanarak saymak adımlarını , ne zor işmiş bu kadar yorulmak , sanki tüm adımları kendi ayaklarıyla atar gibi...bütün gözler avuçlarında açılır bir bir, hızlıca kırpıştırır hepsini , elleri de yorulur, bakarken hepsiyle yere, yerlere, oralara, çöplere, sonu gelmez çöplere, üstündeki kullanılmış herşeye,
yorulur tabi , en sonunda kemikleri yorulur ,derisi de, ilikleri bile yorulur...
...kılığı da yorulur , yorulursa o kadar , ne yapar ki , ben biliyorum...
...gördüm her şeyi ...anlatırsam kulakları yorulur...
sonra usulca bıraktı kendini , uzandı sulara , hiç yol almadı , yol alıp götürdü sadece...çöpler gözden kayboldu . gözler sonra ve sonra diğerleri.
doğruldu hamaktan; esen rüzgardan sırtı tutulmuştu...bir kadeh daha söyledi...
sonraya, hep sonraya uzatırlar zamanı , fakir zihinlerde dolan dur işte.
bir dalga boyu yol katetmek zormuş, geri çekiyor ya dalga büyük olunca bütün bir gövdeyi. kütükler, vurur kumlara takılır, sadece, hem sonra çöpler...yığınlar halinde çöpler...yığılır aynı aynı yerlere...ne karanlık adamlar geçiyor.
hava da ,yer de ,her şey de , hiç şey de kararmıyor işte.göz böyleydi herhalde. hatırladılar galiba. ayağa kalkanlar, olduğu yerden kafasını doğrultanlar oldu , bir kıpırtı gördü sanki, onlar da görünce yokmuş gibi davrandılar.gördü hepsini o da "görmez" dedi..."görmez gözlerim".
omuzlar aşağıya inmiş, ayaklar yalpada , gözü yok çukurlarında, avuçlarından bakarak yere, yürüdüğünü sanarak saymak adımlarını , ne zor işmiş bu kadar yorulmak , sanki tüm adımları kendi ayaklarıyla atar gibi...bütün gözler avuçlarında açılır bir bir, hızlıca kırpıştırır hepsini , elleri de yorulur, bakarken hepsiyle yere, yerlere, oralara, çöplere, sonu gelmez çöplere, üstündeki kullanılmış herşeye,
yorulur tabi , en sonunda kemikleri yorulur ,derisi de, ilikleri bile yorulur...
...kılığı da yorulur , yorulursa o kadar , ne yapar ki , ben biliyorum...
...gördüm her şeyi ...anlatırsam kulakları yorulur...
sonra usulca bıraktı kendini , uzandı sulara , hiç yol almadı , yol alıp götürdü sadece...çöpler gözden kayboldu . gözler sonra ve sonra diğerleri.
doğruldu hamaktan; esen rüzgardan sırtı tutulmuştu...bir kadeh daha söyledi...
09/05/2011
dramatik resimlerle bezenmiş , fazlasıyla romantik bir yazı stiline ihtiyacım var ki baktıkça tüküresim gelsin...
sen eskiden de böyleydin maymun gibi ama iştahsız, ne değişti de kayıp insanlara benzedin...
o kadar da anlattım cancazım nasıl kötü yola düşülmez diye, inadına yapar gibi yola bile girmedin, atladın bütün karanlık kuyulara, dedim sana o iple kuyuya inilmez, ipsiz atlayıp boy verdin, hiç konuşmuyorsun da bu aralar sinirime dokunuyor...
gel de bir ara masallaşalım, sen de seversin biliyorum, sıkıntı hep bitiyor olmaları...
füfff dünya hiç de o kadar fantastik , büyülü ve maceralı bir yer değil diye sıkıldıysan şayet sana bir çift daha laf edeyim; var olmadan önce bile bunları biliyordum sadece üzülmeyesin diye söylemedim, sense aldın bavuluna evreni sıkıştırıp bastırdın kenarlarından , koşar adım uzaklaştın.
gitmeseydin daha üstüne sifonu çekecektim...
ne kadar da eğlenirdik lavabonun kenarından kayarken, eğer kaysaydık ama sen hep gittin tek başına oyunlar kurdun, dedim ya küçükken de böyleydin...
tam bir i*nelik abidesi, ne kadar sevilsen o kadar kaçtın , herşeyi bırakıp uçmaya başlayacak bir başkasını daha tanımadım...
dediğimi de yapmazsın bilirim, kimsenin yaptığını yapmayacağın gibi...
şimdi al sana teorik koşular cenneti,istediğin mesafeye istediğin sürede koşabilirsin, seni özlemek istemiyorum ama bu farklı , kardan siyah bir kürenin içine hapsettim seni ve çekmeceme kaldırdım, böylece hep gece sanıp uyuyabilirsin...
vakti geldiğinde güne başlaman için yanıbaşındaki, benim başımdaki çekmecede olacaksın...
bulantı işe yararmış bazen...
sen eskiden de böyleydin maymun gibi ama iştahsız, ne değişti de kayıp insanlara benzedin...
o kadar da anlattım cancazım nasıl kötü yola düşülmez diye, inadına yapar gibi yola bile girmedin, atladın bütün karanlık kuyulara, dedim sana o iple kuyuya inilmez, ipsiz atlayıp boy verdin, hiç konuşmuyorsun da bu aralar sinirime dokunuyor...
gel de bir ara masallaşalım, sen de seversin biliyorum, sıkıntı hep bitiyor olmaları...
füfff dünya hiç de o kadar fantastik , büyülü ve maceralı bir yer değil diye sıkıldıysan şayet sana bir çift daha laf edeyim; var olmadan önce bile bunları biliyordum sadece üzülmeyesin diye söylemedim, sense aldın bavuluna evreni sıkıştırıp bastırdın kenarlarından , koşar adım uzaklaştın.
gitmeseydin daha üstüne sifonu çekecektim...
ne kadar da eğlenirdik lavabonun kenarından kayarken, eğer kaysaydık ama sen hep gittin tek başına oyunlar kurdun, dedim ya küçükken de böyleydin...
tam bir i*nelik abidesi, ne kadar sevilsen o kadar kaçtın , herşeyi bırakıp uçmaya başlayacak bir başkasını daha tanımadım...
dediğimi de yapmazsın bilirim, kimsenin yaptığını yapmayacağın gibi...
şimdi al sana teorik koşular cenneti,istediğin mesafeye istediğin sürede koşabilirsin, seni özlemek istemiyorum ama bu farklı , kardan siyah bir kürenin içine hapsettim seni ve çekmeceme kaldırdım, böylece hep gece sanıp uyuyabilirsin...
vakti geldiğinde güne başlaman için yanıbaşındaki, benim başımdaki çekmecede olacaksın...
bulantı işe yararmış bazen...
08/05/2011
hah
yine burada gereksiz yere mevcudiyet... bir farkındalığı olmayınca insanın istediği kadar saçmalayabilir.
sana getireceğim o iyi niyet var ya; ben onu biryerde düşürdüm.
ve geri almadım ordan , üstüne basılacak bir şey lazımdı, ben de bastım.
çok mu kötü olmuş, bence sorun yok , en kötü niteliklerle bile niteliklisin cancazım.
içinde beslediğin evcil hayvanı bir başkasına sattım, senin haberin yok ama yakında onu kaybedeceksin.
pek fena;
en artistik tavır kimde...
en atletik zihin...
tartışmak yersiz diyecek cesaret hangimizin...
külah mı lazım,
içine koyacak ,
en havalı bakış peki,
sana sorsam ;
neyse neyse vazgeçtim...
işte bu kadar...
sana getireceğim o iyi niyet var ya; ben onu biryerde düşürdüm.
ve geri almadım ordan , üstüne basılacak bir şey lazımdı, ben de bastım.
çok mu kötü olmuş, bence sorun yok , en kötü niteliklerle bile niteliklisin cancazım.
içinde beslediğin evcil hayvanı bir başkasına sattım, senin haberin yok ama yakında onu kaybedeceksin.
pek fena;
en artistik tavır kimde...
en atletik zihin...
tartışmak yersiz diyecek cesaret hangimizin...
külah mı lazım,
içine koyacak ,
en havalı bakış peki,
sana sorsam ;
neyse neyse vazgeçtim...
işte bu kadar...
01/05/2011
benden birşey yok" bugünmayısınbiri"
"bugün hava güzel diye bağırdı
bugün hava güzel dedi adam
kadın hemen onayladı: bugün hava güzel
iki adam tavla oynuyordu.
bugün hava güzel dedi çocuk
ablası hemen onayladı onu
kırmızı
bugün hava güzel dedi çocuk
ablası hemen onayladı onu: bugün hava güzel
piyango bileti satıcısı şapkasını çıkardı
bugün hava güzel! bugün hava güzel!
postacı her evin önüne kağıtlar bırakıyordu
şoför dirseğini arabanın kapısının üstünde gererek
bugün hava güzel
anılar dedi ihtiyar, anılar
anılar düş değeri kazanıyor
bugün hava güzel
anılar dedi ihtiyar anılar
bugün
anılar düş değeri kazanıyor
bugün hava güzel."
cemal süreya
bugün hava güzel dedi adam
kadın hemen onayladı: bugün hava güzel
iki adam tavla oynuyordu.
bugün hava güzel dedi çocuk
ablası hemen onayladı onu
kırmızı
bugün hava güzel dedi çocuk
ablası hemen onayladı onu: bugün hava güzel
piyango bileti satıcısı şapkasını çıkardı
bugün hava güzel! bugün hava güzel!
postacı her evin önüne kağıtlar bırakıyordu
şoför dirseğini arabanın kapısının üstünde gererek
bugün hava güzel
anılar dedi ihtiyar, anılar
anılar düş değeri kazanıyor
bugün hava güzel
anılar dedi ihtiyar anılar
bugün
anılar düş değeri kazanıyor
bugün hava güzel."
cemal süreya
Kaydol:
Yorumlar (Atom)