06/12/2011

minima'sal

bir varış,
bir yokuş,
evvel kafamın içinde,
kafam kazanın dibinde,
bir zamanlar bir uyku canavarı varmış,
yeryüzündeki bütün uykuları yemiş,
ansızın rüya krizi geçirmiş...
patlayan rüya öbeği
dört bir yana yayılmış...
...ve bir daha o'nu ne gören, ne de duyan olmuş...(olmamış mı demeliydim,daha mı iyiydi...yok yok iyi böyle,atlama hemen)

19/10/2011

yine n'oldu ki...


Suyu demledim mayası tutmadı, gel deyince gitmedi hazımsızlık. Kendimi tokatlayasım geldi ansızın , kaybolmuş yüzümdeki yanağım .

Zaman altındansa söz mü gümüştü , zaman altından gevrek bir gülüş mü yürümüştü. Çok bilineni olunca denkleyemiyor insan, sükut eşitliği sağlayamadığından çıkarıp attım bu çekişmeden.
Bir rüya kokladım, sızladı kemik, kemik bile yoktu, belki omurgasızlık, çatallanmış dil, nesnesiz gezegen, uzayda yırtık, çatlak ses, sessiz ol biraz, herkes bir defa daha uyusun. Bölük pörçük bir el, yarım bir cümle, tam tamına kendisi olmuş bir kelime, mesnetsiz bir iddia, can sıkıntılı bir nara, neşeli bir göz süzüş, kırık sesi bir kemiğin, yırtıldığını duydun etin; bu da bir korku.
Hacimli adam, içini doldurmuş boşluklarla, boşuna yer kaplamaca oynayalım mı, ağırlığı olmayan adam uzay boşluğunu doldurmayalım mı, gerekli, gereksiz...gözüm yerde yuvarlanır, koşarım peşinden, o tuhaf ...  biryerlerde yuvalanır, geçerim üstünden.

renk çukuru


gökkuşağı aslında gecenindir...
ve serin
ve ıslak damlalar gibi,
sözler gibi,
hepsinin boğulduğu
çukurlar gibi...
senin göz çukurun gibi mesela;
ben o kadar renklisini hiç görmemiştim...

gürültü

kafamda müzik,
kafamda gürültü yaratan müzik,
tavan aşağı bakıyor,
tavan korkuyor sadece bakıyor aşağılara,
duvarda gözüm,
tavanla kestim ilişiğimi,
gölgeme bakıyorum,
aydınlanıyor,
her şey o kadar ağır ağır ağarıyor ki ,
bilirsin...
sis kafandaki gölgelerin serinliği olunca hafifliyor...
görüntüler var, ama yoklar da...
uyuduğumdan emin olamadığım kadar uyanıklığımdan da emin değilim...
bu gürültülü müzik bitsin...
geçti birden,görüntülerle beraber uzaklaştı.
uyumuşum sonra...
neden sonra...
parmaklarım uyuştuğunda uyandık...

21/09/2011

çamur;
kirli değil,
sen de yeterince iyi değilsin...
eksenler değişti...
lambaya yapışıp yanan sinekler gibisin,
biri değil hepsi gibi,
kocaman bir et yığını...
havada mor soğuklar var,
senin kolların kaldıramaz bu acil bulutları,
taşlar düşüyor,
kaldırımlar eylemde...

20/09/2011

henüz değil...

ben oraya gittiğimde kimse vaktinin geldiğine inanmıyordu,
konuşmalar var hep,sessizlikten sıkılanların , hep kendine inananların,
tahammülsüzlerin, kendine faydasızların, eziklerin, 

bir seviş boyutuyla sıradanlaştı insan...insanlığı, gerçeğe döndü...

kendisinin dışında kalmışların, 
aslında bütün gürültüsüne rağmen tek kelime anlatamayanların konuşmaları uzuyor,
başımı alsınlar diye bağırıyorum,

sonuç;
daha önce olduysa herhangi  şey,
daha sonra da olmalıdır,
bazen hareketler sadece susturmak için yapılır,
zamanlardır beklediğin sessiz kalma rahatlığı için...
insan nasıl bu kadar korkaktır,
kendi sesini her şeyin üstünde tutabilecek kadar ,
üç günlük yürüyüş mesafesi kadar,
ve
senin
ve 
benim kadar,
gözündeki bakış kadar,
imaların kadar,
bunları sadece senin anladığını düşünen körlüğün kadar,
tamamlanamayan bu tümcelerin hepsi kadar,
efsanesiniz çocuklar...
...hafızamdan vuruldum...şuurum işgal edildi...
biraz yanılgı lazım,
şaşırmak lazım,
hırpalayan seslerin sahiplerini incitmek de olur...
gayet iyi...




10/09/2011

La escribiente mariposa: Premio y mi: Carta a Fulanito

La escribiente mariposa: Premio y mi: Carta a Fulanito: javascript:void(0) Mis queridos amigos de la revista MACONDO http://letrasmacondo.blogspot.com/2011/08/mate.html , me otorgaron el he...

09/09/2011

Orfoz, lagos kurtuldu / lüfer için kara göründü / şimdi eyleme katıl / göster gücünü

Orfoz, lagos kurtuldu / lüfer için kara göründü / şimdi eyleme katıl / göster gücünü: “Seninki kaç santim?” kampanyasına 600 bin kişinin verdiği destekle lagos ve orfozu kurtardık. Sıra diğer türleri kurtarmakta! Denizlerimizin ve balıkların geleceği için, iş işten geçmeden, daha fazla ertelemeden, hemen şimdi eyleme katıl.

06/09/2011

boysuz

sessizce ilişiverdi önce koltuğun arkasından,
farkedilmesi ifadesizdi,
sırf bu yüzden gürültülü şakalarını yaptı,
konuşmak isterdi ve istemesi yeterliydi;
küçük;
sayılamayan katların birinden,
kuş tüyünü bırakıverdi,
zemine süzülsün,
artık büyümüş olan;
tüyün zemine çarpıp parçalandığı anı hiç görmedi,
eskiyen elmasını dışarı fırlatırken,
neden büyük olduğunu anlatıyordu,
böbür böbür
her zaman ayağının altında birilerinin olduğu boydaydı,
an kısaldı birden, güdükleşti zemin...

23/08/2011

içi boş

iç sızıntısı,
zihinde loşluk,
kara gedik,
derin uçkur,
serin düşünce,
uzaktan temas,
yakından kumanda,
zor günlük hali,
uygunsuz gözler,
tekinsiz söz,
varlık damarı,
yokluk atarı,
korkuluk anlar...kof akıl kusar...

26/07/2011

düdük (anlamlı konuşmalar)

-günaydın.
-*@#%!!!
-yine çok manalısınız ;
bacaklarınız her zamankinden çarpık bugün,
konuşmaya da çok hevesli gibisiniz,
ne mutlu size ki benim acelem var,
bir an önce eve dönüp boşlukta sallanmalıyım.
-sokağa çıplak çıkmayın, sonra sizi göremezler.
kaçmanıza gerek yok, ben sadece körüm,
ve biraz da giyinmeyi unuttum / kendimi göremeyince korktum.
-sadece bir telgraf hakkınız var,
hemen saçmalayın...
-iflah ve ıslah olmaz bir saçmalayan olduğunuz için ömür boyu mantıklı yaşamınıza karar verildi...

yelkenleeer,
yelkenleeer.
...körüm...
...çıplak...
bir de saçma
bir de son durak
geldik mi..............................................................................................................................................

25/07/2011

minareden attım indim aşağı tutamadım

kaygısız serseriliklerimize kadeh kaldıralım.içip bir tuhaf olalım...sabah evlerimizde uyanalım...yaşam paramparça olsun...üstüne yenisini yapılandıralım...temelleri bataklık olsun...
dostlarım benim derimi yüzün...
sonra eski günleri konuşalım...yeni bir hikaye edinirsiniz belki...
ve birbirimiz için asla kaygılanmayız...belki
ve kusana kadar gülelim.
kendimden mi ne istiyorum...dur bakalım...
anlayış ve güzel,parlak bir bakış...
kibirli ol /dalga geç / ağla / mesafeli ol / dipte ol / öl / yarım kal / kuşları sen uyandır...ve bir sürü düş gör.
bir değer...
bence dostum ; sen bir manyaksın...

^_^

...sanki herkes biraz tuhaftı.çok fazla titriyordum ve kendimi zor durdurdum.
bir sigara çıkardım ve yoldan geçenlerden ateş istedim.
orada olmam tuhafmış gibi bakıyorlardı ve lanet olası insanlar siz de oradaydınız!
neyse, sonunda sigaramı içebildim doktor.
hava kararmıştı ve eskiden benim de bir neşterim vardı.
nereden mi buldum...bir arkadaşım çalmış.hem de onlarcasını...bana da verdi.
bu yüzden hayatımın bir döneminde kağıt parçalama ustası oldum.
hey...beni parçalamadan önce uyuştur doktor...sonra...sonra gözlerime bakmak istiyorum.onlar da çalıntı aslında.
...ve bu yüzden hayatımın bir döneminde başkası gibi bakma ustası oldum.ama şimdi bir miyopum...
hemşireye söyle bana şarkı söylesin doktor...ve kulaklarım tümüyle bana aittir sakın yerinden çıkarma...
...demek sadece bir deliyim doktor.ben de gerçekten parçalandığımı sanmıştım.
peki kafam nerde...

12/07/2011

kimsin

akmayan bilinç şelalesi...
sana kim olduğunu unutturan...
kim olduğunu unutanın kendisi...
kararlı olmak mı bu,yoksa çelişkiden hazımsızlık yaşamak mı...
hangi sorular benim bilebileceğim türden cevaplara sahip...fikirsizim.
sonuna kadar koştuğun yollara ek yapmışlar...yönler vermişler hep...
daha fazla koşup nerden başladığını unut diye...
ayaklarını uzatınca iskeleden serin sulara,ayakların toprağa karışmış,kökler salmış...
balıklar ağaçlarda çiçek açamayınca deniz karışmış...
en sonunda sis çökünce, yerküre başa dönmüş...
zamanı ayarsız saatlere hapsetmek kalmış geriye...
mesafe en uzun halini almış...
gökküre yırtılmış bir kere daha...
ışık tayfları eski haline dönmüş.
yanyana gelince bakılmaz olmuşlar...görülmez...
denizden gökyüzüne üç salyangoz düşmüş...
hepsi de yağmura çarpıp rüzgar olmuş...esmiş.

canım ne istemezse...

hayatın hayatları, giriftleri,bir sürü de turisti var.hepimiz sırayla gezginleri ağırlıyoruz...sonra...sonra sırayla gezginler oluyoruz orada ve burada, bir yerlerde...yersizlik içinde...zaman içinde zaman ağırlıyor sonra üflüyoruz lambalara,herkes sönsün...bütün bünyeler çürüsün...toprağa iyice karışsın...döngüler tamamlansın ve devam etsin...kalıbımı basarım kimse çıkamaz işlerin içinden...kimse giremez içlerine...yüzey dümdüz ve radar hep olmayan denizaltını gösteriyor...zeplinim yandığında da bir yıldızın kenarını ısırmıştım,dişlerim orda kaldı,yarat(t)ığım gezegen bir kaç ışık yılı mesafede güneşin içine doğru aktı.

08/06/2011

hayat

her şey birdenbire oluverdi.
bir de baktım akıvermiş zaman,geçmiş,hem de ne geçmek tam yedi yıl...
her gün üç kere, yedi yıl,çok gün,hiç bana aldırmadan...
bunu hesaplayabilecek olanınız var mı...
yedi çarpı üç yüz altmış beş çarpı üç;
şimdi zeki tip, çıkan sonucu benim her gün bir öncekinden yüzde elli fazlalaşan asabiyetimle çarp,
vur yere bir güzel ...
ne mi oldu nasıl mı,
özetlemek lazım ;
artık hiç birini sevemem...
... insanlığıma,ruhuma,sehpama sıçtılar...

07/06/2011

adab-ı muaşeret

otorite kaygısı,kendini ispat çabaları,her şeye müdahale isteği,ben de bu çığlığı duydum...arkadaş olamayacak kadar büyüklenmek,saygı duyarsan saygım sonsuz...nasıl bir yalanın içine düşmek ki bu.küçük düşürme çabaları,eğitme isteği,biz yanyana oturmayı beceremedik,evet evet olmadı bu ama becereceğiz,sadece rahat ol sen...değilsin,farkındayım...üzüntü de duymadım içim burkuldu hepsi bu... keyif almak lazım,bu ayrıntıyı unutmamak,tadını çıkarmak ama bokunu çıkarmamak...sözlerinin farkındayım ve çok meşgulsün kendi ızdırabınla, bazen kapattığında kulaklarını, bütün dünyadan haklı oluyorsun, işte o zaman daha haklı kimse kalmıyor etrafta,kimsenin hakkı da kalmıyor...rıza gösterirken isyan eden tarafını unutmamaya çalışmak ve -miş gibi tavır koymak yorar insanı...öfke çok tutkulu,için için yanar,kurguları büyütür hep...hiç bir şey bilmiyorum ve ısrarcıyım,ısrarlıyım bunda,her şeyi bilmek azap verir,bildiğini sanmak öfke kusturur,çokça lakırdı ettirir ağıza,kelime sallanır havada,baş ağrısı yapar,sakin iyidir,sakin...bu çıldırışın sorumlusu değilim...parmağın yanlış yönü gösteriyor...

25/05/2011

iki kişiliktir

kendisini aydınlık zannneden insan yanılgıya düşer bir kere daha...büyük bir ısrarla.
bir başkasını,hiç de kendisi olmayan birini karanlıkla haklama cüretini bulur kendinde...ve en acımasızca olanı öfkesine yenik düşüp daha da fazlasını söylemek ister,yapar da gayet güzel...çünkü artık buna hakkı vardır...hakarete uğradığını düşünür...alışkanlıklarınız bile o aydınlığın sorumluluğundadır artık.sizi düzeltmek için her şeyi söyleyebilir,oysa belki de düzelmesi gereken görme alışkanlığıdır...çok düşündüğünü,iyi düşündüğünü,doğru olduğunu düşünen,bir zihin yapısı mıdır dostum yoksa alter ego mudur...ordan bir şeyler fısıldıyor olmasın sakın...bütün bunlar bir yana içtenlikle gülümsüyorum,hoşuma giderek,sadece şekli biraz değişik,tıpkı herkeste olduğu gibi,parmak izi gibi...

cancazım bu yazıyı asla okumayacağını biliyorum ama söylemek istedim;
*yukarı bak,gezegenin örtüsü üstümüzde parlıyor
#ama kıskançlıklar giriyor araya değil mi?
*neden böyle söyledin ki şimdi?
#bilmiyorum,bir an...yanılmışım,içeri gireyim...
sen de içeri gir,şaşkınlık ve hüzünle otur...ama sadece bunu yap tamam mı?

20/05/2011

Tim Burton's Vincent

küçük bir hediye

bu sefer zorlamadım kimseyi, kimse de zorlanmadı zaten.
bak sana ne söyleyecek bu satır; o içimizdeki vincent'ı ne burnumuzdan enfiye ettiğimiz tükenmezlere borçluyuz ne de zamana.hatırlanan yüzler hatırlanmayanların yanında,geride bıraktığımız bütün yüzlerimizin yanında boncuksuz kalmış abaküsler gibi...dizi dizi...ama bomboş...nedir , kimdir bu ağır hastalıkların sebebi soramadım kimseye, yazmak kabul görmüş şizofreniyse şayet, çizmek makbul bir frengidir toplumun kucağında...kimse yakalanmak istemez ama dibinden de ayrılamaz...birazcık dumanın saltanatını sürmek isterken,gri ve çamurlu gölgenle çöktün koltuğuma...bana diyor ki; istediğim cevapları alana kadar soruları sormam gerek, çünkü böyle düşünmüştüm...o halde düşünmemişsin ki bir fantazi karalamışsın sudan kağıda,bahanesiz,sıkıntıdan...bunlar sana değil,manikürlediğim tırnaklara ihanet etmem...

demişim ki; bazen söküp atıyorum insan ırkını kafamdan,fazla yormamak için kafayı...ne zaman...nasıl...insan o kadar da sorgulanmaz ki , ilahi insan ...zaten anlama çabasını aşmış kendini içine sürüklemek ister gibisin...bazı şeyler sadece söylendiği gibidir , altında yatan anlamı aramayınız boşuna.
bir telaş ve turna kuşları, yarın fotoğraflarını atarım.gerçek filmleri özledim , banyo edilen , karanlık oda zahmetli ,güzel fotoğrafları, artık hiç kimsede yok,şuurunu kusan insan...
sonuç; tetiklesin diye beklediğimiz her şeyin başlangıcı bünyemizde mevcuttu...kendi kıçımıza attığımız sağlam her tekme tetiği bir daha çekti...bünye delinmediği gibi tetiğe de doyamadı, ardı arkası kesilmeden dolduruyor şarjörü...ve toplum dediğin o kütle var ya , işte o ağırlık, o salgınların hepsini kucağında hoplatırken, veba bile bulaşamıyor topluma korkusundan...öyle illet çünkü...

19/05/2011

...sana sözler hazırladım...

bana Tanrı'dan bahset...ve kendin olan her şeyden...ve rüyalardan...son olarak hayal kurmayı unut...bir çember düşün...ama onu da tasarla...eğer yeterince iyi düşünürsen onu istediğin şekle sokabilirsin...insan olmanın getirdiği zaafların mı var...yoksa zaafların seni bir insan mı yapıyor...bak sana söyleyecek sözlerim var...çalışmıştım oysa hepsine ama ezberimi bıraktım...bilmediğim bir semtin dolabına kaldırdım...neden sonra trafoların hepsini havaya uçurmak isterken bayılmışım...uyandığımda şehir beni terketmişti , sense yalnız kalmaktan ölesiye korkan herkes gibi koşmaya başladın...elinden başka ne gelirdi ki...durup dururken insanlara bak benim gibi...ne düşündüğümü asla bilemeyecek kadar sürüngensin...aslında o kadar da büyük şeyler değil ,ama bakabilmek lazım...hakkında hiç bir şey bilmediğin insanlar var dikkatini çekti mi...ve onlar sana her şeyden bahsedebilir ,eğer dinlemek istemediğini söylersen sana gerektiğinden bahsederler , sakın inanma ve arkanı dönüp uzaklaş...yaşamak için yapabileceğin tek şey seni oradan uzaklaştırmak...bir şehir tarafından terkedilirsen üzülürsün belki...arkanı dön ve sakın kendini...ya da beni hiç dinleme...çünkü belki de seni yokeden benim...limon ağacından bir tutam koku...yarına çok var belki de atlatırız bu hayatı ve keyfini çıkarırız...limon kokusu...deniz tuzu...gri kaya...adım izleri...biraz ayak sesi...boş bir oda...duvarda gün ışığı...bunların hiç biri sana değil...dedim yahu ezberimi bıraktım diye...zamanı oyalıyorum...aslında burada bile yokum...kapıyı çalmayı unutma...açan biri varsa o kapıdan çıkarsın ve yine hayatın başlangıcından , evrimden , bütün olası devrimlerden , varolmanın varsa bir hafifliği dayanılmaz olanından biraz da ondan bahsedelim , sonra hanlar inşa ederiz , bir kaç kule , yerle bir etmek için gereken her şey , insandan bahsederiz ve belki de bezelyeden , biraz yürüyüş , bir cam koyarız manzaranın önüne çerçevesiz , bakar ve sonra kırarız...manzara bölünür düşer üstüne, boşlukta sallanmıyorsan eğer ağır gelir, gözlerin ağrır her gece ve gün...biraz felsefeden bahset ama yorma beni...bu aslında komik olmalıydı ama yavaş oldu , aksak ritim demek istiyorum...dedim ya bıraktım ezberi demiş miydim...

18/05/2011

n'olurdu ki buralarda

dondurma yedim tuzlu çıktı..hayretler içindeyim...biberli çikolatayı tercih ederim ki biber çikolatanın doğasına ters değil bana kalırsa..üstelik de dünyanın en güzel dondurması olması gerekirken olacak iş değil...geçen günde sadece bulutlardan biri parlıyordu.bu apayrı bir hikaye lütfen daha sonra bahsedeceğim...hazır olmayan şeylerden bahsetmek lazım şimdilerde...meğerse öyle olmamış..
acaba diyorum; büütün nota kombinasyonları ne zaman kullanılmış olacak yeni notalar diyorum bulunmalı mı...yeni bir ses duyar mıyız..farklı bir dil geliştirilir mi ne kadar kombinasyon var ki...merak içindeyim.
benden bu kadar şu an size söylemek istediğim pek fazla bir şey yok...

14/05/2011

2003'ten bugüne bir eksik fazlası yok...bir daha eksik...

güzel bir gün.
hava güzel.
bu arada bir sürü şey oldu.

*sene 2003 mars'a uydu yollandı.
 diğerleri klasik;
 bombalar,savaşlar,
isyanlar(bu ülkede değil),
gizemli intiharlar,Newyork, Fas,
Cezayir,bir vazgeçilmez olarak Irak,
tabi ki NATO,BM,George Bush,
 Eduard Şevardnadze....
ahh neredeyse geçiyordum bu arada Saddam Hüseyin ABD askerlerince yakalandı.
İdi Amin başka sebeplerden değil bir şey yetmezliğinden öldü.
İsimlerin , ülkelerin bir önemi yok derdim ama 2005 Türkiye için müzakerelerin "baş"ladığı yıl oldu.
derken derken tsunami,kasırga ve depremler,Papa II.Jean Paul bizlere ömür,
eh geçti bu sene de BaküTiflisCeyhan boru hattı açıldı,
tabi öncesinde Meksika seçimleri ,İsrail,operasyonlar-Gilad Kılıcı,
Gazze Şeridi,
Fidel Castro yetkilerini kardeşi Raul'e devretti.
tabi yer yer pentagon,cia, şu bu o,biliyorsun bunları uzattırma bana;
bize gelince azınlıklara yaklaşımlar,Kürt sorunu ,Aleviler,kadın hakları,insan hakları,hak ve hürriyetler,sendikalar,-ler....
...-lar uzar daha.
anlat anlat varamadım bir yere yoruldum,
 sanki her şey, hiç ile aynı yere tekabül ediyor.
zenci Obama bro muhtar oldu Sam Amca'nın mahallesine,
hastalıklar var bir de AIDS,SARS,HPV(insan papilloma virüsü),

 bu kadar yılın benim için en akılda kalanı , aynen alıntılıyorum  vurucu kısmı;

            *"Benim için de bundan böyle Davos bitmiştir. Daha Davos'a gelmem, bunu da böyle bilesiniz" diyen Recep Bey.
uçak kazaları ve tabi ki domuz gribi salladı gezegeni.



       *sene geçen sene işte, az biraz önce yani, bak bakalım ne olmuş:

  •  İran, aralarında BBC, İnsan Hakları İzleme Örgütü, ABD'nin desteklediği yayın kuruluşları ve muhalif internet sitesi Rahesabz'ın da bulunduğu 60 kurumu kara listeye alarak, vatandaşlarının bu kurumlarla irtibatını yasakladı. (Ocak ilk haftası)
  • 22 Ocak: Amerikalı astronot, Uluslararası Uzay İstasyonundan (UUİ) ilk Twitter mesajını dünyaya gönderdi.
  • Barack Obama, Youtube'a canlı katılan ve soruları yanıtlayan ilk ABD Başkanı oldu.
  • 15 Mart 2010:İnternet bugün, ilk "dotcom" (.com) alan isminin tescillenmesinin 25. yıl dönümünü kutladı. 
  • Dünyanın en büyük atom altı parçacık çarpıştırıcısı olan Büyük Hadron Çarpıştırıcısında iki proton ışını rekor hıza ulaştırılarak çarpıştırıldı. Bugüne kadarki en büyük enerji açığa çıkarıldı. 
  • Uzay mekiği Atlantis, son uzay yolculuğuna çıktı. 16 Mayıs: Tarihin en önemli icatlarından ve bugün endüstriden tıbba, telefon şebekesinden DVD okuyucuya birçok kullanım alanı bulunan lazer ışını 50 yaşına bastı. 
  •  Heavy metal müziğinin ünlü ismi Ronnie James Dio (67) öldü. (bu benim için önemli evet evet.)
  •  Aralarında Türkiye'den İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfının da bulunduğu Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden yardım kuruluşları, Gazze'ye en temel ihtiyaç maddelerinin geçişine izin vermeyen İsrail ambargosunu denizden delmek için harekete geçti.
  • İran'da bir banka, ilk kez sadece kadınlara hizmet veren bir şube açtı.
  • İsveç'te zorunlu askerlik uygulaması kaldırıldı.
  •  Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), İranlı muhalif gazeteci Ekber Genci'yi "59. Dünya Basın Özgürlüğü Kahramanı" ilan etti.
  • Almanya'nın en yüksek tirajlı gazetesi Bild, üç boyutlu yayımlandı. 
  • Avrupa'da kadınlara seçme ve seçilme hakkını en geç tanıyan ülkelerden biri olan İsviçre'de, kadınlar ilk kez kabinede çoğunluğu ele geçirdi.
  •  Küba devriminin lideri Fidel Castro, Küba Komünist Partisi liderliğinden kaynaklanan yetkilerini devretti.
  •  WikiLeaks internet sitesi, ABD'nin karşı çıkmasına rağmen yeni belgeleri çeşitli yayın organları aracılığıyla yayımladı. New York Times gazetesi, dünyada büyük merakla beklenen internet sitesi WikiLeaks'in sızdırdığı "gizli devlet" belgelerini yayınlayan ilk kuruluş oldu.
  • Time dergisi, popüler sosyal paylaşım ağı Facebook'un kurucularından Mark Zuckerberg'i yılın kişisi seçti.
  • Bu ülkede seçim var; Haziran 12'de,

Ve yine bu ülkede (ekonomi , siyaset , insan hak ve hürriyetleri , demokrasi , sosyal sorumluluk ruhu , hakkını savunabilme hakkı , yaşamaya (nefes almaktan bahsetmiyorum) ve yaşama standardını yükseltmeye eğilim) insan olmanın getirdiği - getirmesi gereken- pek çok özgürlük arayışı sonuçsuz kaldı.


*Dünyanın her yanını sallayan isyanlar silsilesinden daha sonra bahsederim; canını bu kadar sıktım şimdilik.
                                                                     
(Yemen,Bahreyn,Libya,Cezayir,Mısır,Sudan,Tunus,İran,Irak,Kuveyt,Umman,Fas,Cibuti,Malta,Hindistan,Yunanistan bu bitmiş bir liste değil .)

10/05/2011

kakafoni

bir ricam var :
tuvalet kağıdı reyonlarında da tester/numune olsun, hani parfümerideki gibi.
ahh...tabi silmeyelim...anladın onu sen...anladın...
insan reyonlarında gerek yok , o reyon ayırmaksızın numune...
deneyelim...deneyemeyenlere bir çare...

"oo"

iki kelime daha lazımdı , sonra iki daha , susulur öylece uzun uzun , gözler görmek için miydi yoksa bakılmak için miydi. göz neydi ki .
 sonraya, hep sonraya uzatırlar zamanı , fakir zihinlerde dolan dur işte.
bir dalga boyu yol katetmek zormuş, geri çekiyor ya dalga büyük olunca bütün bir gövdeyi. kütükler, vurur kumlara takılır, sadece, hem sonra çöpler...yığınlar halinde çöpler...yığılır aynı aynı yerlere...ne karanlık adamlar geçiyor.
hava da ,yer de ,her şey de , hiç şey de kararmıyor işte.göz böyleydi herhalde. hatırladılar galiba. ayağa kalkanlar, olduğu yerden kafasını doğrultanlar oldu , bir kıpırtı gördü sanki, onlar da görünce yokmuş gibi davrandılar.gördü hepsini o da "görmez" dedi..."görmez gözlerim".
omuzlar aşağıya inmiş, ayaklar yalpada , gözü yok çukurlarında, avuçlarından bakarak yere, yürüdüğünü sanarak  saymak adımlarını , ne zor işmiş bu kadar yorulmak , sanki tüm adımları kendi ayaklarıyla atar gibi...bütün gözler avuçlarında açılır bir bir, hızlıca kırpıştırır hepsini , elleri de yorulur, bakarken hepsiyle yere, yerlere, oralara, çöplere, sonu gelmez çöplere, üstündeki kullanılmış herşeye,
yorulur tabi , en sonunda kemikleri yorulur ,derisi de, ilikleri bile yorulur...
...kılığı da yorulur , yorulursa o kadar , ne yapar ki , ben biliyorum...
...gördüm her şeyi ...anlatırsam kulakları yorulur...
sonra usulca bıraktı kendini , uzandı sulara , hiç yol almadı , yol alıp götürdü sadece...çöpler gözden kayboldu . gözler sonra ve sonra diğerleri.
doğruldu hamaktan; esen rüzgardan sırtı tutulmuştu...bir kadeh daha söyledi...

09/05/2011

Jehan Barbur - Neden

Modest Mouse - Dramamine

dramatik resimlerle bezenmiş , fazlasıyla romantik bir yazı stiline ihtiyacım var ki baktıkça tüküresim gelsin...
sen eskiden de böyleydin maymun gibi ama iştahsız, ne değişti de kayıp insanlara benzedin...
o kadar da anlattım cancazım nasıl kötü yola düşülmez diye, inadına yapar gibi yola bile girmedin, atladın bütün karanlık kuyulara, dedim sana o iple kuyuya inilmez, ipsiz atlayıp boy verdin, hiç konuşmuyorsun da bu aralar sinirime dokunuyor...
gel de bir ara masallaşalım, sen de seversin biliyorum, sıkıntı hep bitiyor olmaları...
füfff dünya hiç de o kadar fantastik , büyülü ve maceralı bir yer değil diye sıkıldıysan şayet sana bir çift daha laf edeyim; var olmadan önce bile bunları biliyordum sadece üzülmeyesin diye söylemedim, sense aldın bavuluna evreni sıkıştırıp bastırdın kenarlarından , koşar adım uzaklaştın.
gitmeseydin daha üstüne sifonu çekecektim...
ne kadar da eğlenirdik lavabonun kenarından kayarken, eğer kaysaydık ama sen hep gittin tek başına oyunlar kurdun, dedim ya küçükken de böyleydin...
tam bir i*nelik abidesi, ne kadar sevilsen o kadar kaçtın , herşeyi bırakıp uçmaya başlayacak bir başkasını daha tanımadım...
dediğimi de yapmazsın bilirim, kimsenin yaptığını yapmayacağın gibi...
şimdi al sana teorik koşular cenneti,istediğin mesafeye istediğin sürede koşabilirsin, seni özlemek istemiyorum ama bu farklı , kardan siyah bir kürenin içine hapsettim seni ve çekmeceme kaldırdım, böylece hep gece sanıp uyuyabilirsin...
vakti geldiğinde güne başlaman için yanıbaşındaki, benim başımdaki çekmecede olacaksın...
bulantı işe yararmış bazen...

08/05/2011

hah

yine burada gereksiz yere mevcudiyet... bir farkındalığı olmayınca insanın istediği kadar saçmalayabilir.
sana getireceğim o iyi niyet var ya; ben onu biryerde düşürdüm.
ve geri almadım ordan , üstüne basılacak bir şey lazımdı, ben de bastım.
çok mu kötü olmuş, bence sorun yok , en kötü niteliklerle bile niteliklisin cancazım.
içinde beslediğin evcil hayvanı bir başkasına sattım, senin haberin yok ama yakında onu kaybedeceksin.
pek fena;
en artistik tavır kimde...
en atletik zihin...
tartışmak yersiz diyecek cesaret hangimizin...
külah mı lazım,
içine koyacak ,
en havalı bakış peki,
sana sorsam ;
neyse neyse vazgeçtim...
işte bu kadar...

01/05/2011

benden birşey yok" bugünmayısınbiri"

"bugün hava güzel diye bağırdı

bugün hava güzel dedi adam
kadın hemen onayladı: bugün hava güzel
iki adam tavla oynuyordu.

bugün hava güzel dedi çocuk
ablası hemen onayladı onu

kırmızı

bugün hava güzel dedi çocuk
ablası hemen onayladı onu: bugün hava güzel
piyango bileti satıcısı şapkasını çıkardı
bugün hava güzel! bugün hava güzel!
postacı her evin önüne kağıtlar bırakıyordu
şoför dirseğini arabanın kapısının üstünde gererek
bugün hava güzel

anılar dedi ihtiyar, anılar
anılar düş değeri kazanıyor
bugün hava güzel

anılar dedi ihtiyar anılar
bugün
anılar düş değeri kazanıyor
bugün hava güzel."

cemal süreya

28/04/2011

mezhebi geniş

mezhebim geniş benim,
hesabımı bilmem,
sizinkini de hesaplamam zaten,
kabullenmek de ne kelime,
söylediğim herhangi şeyler değiştirmez sizinkini,
maskem varsa ve takıyorsam hep bir yenisini,
belki de hiç maskeyle örselemiyorum önümdekini,
sadece dinledim
ve takdir ettiğiniz o metanetim,
yolda geriden gelişim,
kabullenişim; sorulara.
kendi sorularınıza verdiğiniz cevaplara değil,
inanışlarınıza,güçsüz kalkanlarınıza değil,
yakıştırmalarınız olmadığım gibi yakıştıramadıklarınız da değilim,
ne siz hiç kimsesiniz, ne de sizin dışınızdakiler kimsesiz,sessiz,
anlamayı başarmak anlamaktır sadece, ne kadar iyi anladığını anlatmak değil,
ve kendi benliğinizdeki çatışmaları bana mal etmeyiniz,
çok sinirleniyorum,ilk kez ve gerçekten ,
denemek sevilmeyen insanlar içindir,
ve haklısınız belki de, çok giden olmama rağmen çok yalnız bırakılmış hissettim,
doğrudur ama bir gerçek daha var;
sizin yol dediğiniz benim cinnetim...
kuru bir düş yaprağı ezildi parmaklarınızın arasında,
bir avuç su dökseydiniz üstüne,
kıvançla anlatır mıydınız hikayenizin yeşerdiği yerde...

27/04/2011

dediğim gibi

  • Ne var ki yaşamasan da varsın.
  • Dün değilse yarın olabilirdi.
  • Kitap(lık)sız…
  • Sıkı  sıkıya yönetim.
  • Felaket habersizdir senden.
  • Cevaben yazacak değilim.
  • Kabus bile göremeden ölmek mi iyi, yoksa yaşamak kaygısı mı ?
  • Hitabeti yeterli olan !!!
  • Neden bir kısmı yetersiz.
  • Bir öncekinin ondan bir öncekiyle hiç ilgisi yok.
  • Gavurcuk kumrusu demek istiyorum “a”nın inceltmesi nerde; vurgulamayınca demekten vazgeçiyorum.
  • Artık nizami görünmüyor.
  • İstediğim yerde bitirebilirim; sırf düzen bozuldu diye.
  • Uzun zaman olmuş gibi; bana mı öyle geldi yoksa, varsa yoksa…
  • Çelişkide karamsarlık, çekilmezlik , itiraz, delilik alametleri, çelişkisiz.
  • Devamsız kimsesizlikte çare külliyen uydurulur.
  • Şifreli yazabilmek meziyet gerektirmez, kafandan geçen hemen her şey şifreliyse ve tek çözücü sensen insan ırkına bulaşmadan yaşarsın.
  • Kendime maruz bırakıyormuşum , kabul etmedikten sonra ne önemi var ki.
  • Yazının yegane başğı maddeleren ilki olduğu gibi değiştirme hakkım saklı tutuluyor, kim tarafından acaba…

uzun mu kısa mı

uzun uzadıya yazarım demek istiyorum bir türlü olmuyor.herkesi bırak kendimden sıkılıyorum bazen.bir de bakıyorum herkesin canı birşeylere yanıyor.ne gereksiz, değişmiyor anlattığını zannetmek, insan kendine yalan söylerken zaten başkasına güvenemiyor.çok da kalbim kırıldı açıkçası.bir kalbin ne önemi olabilirse o kadar işte.hiç...

Beirut - Siki Siki Baba (live)

24/04/2011

bunları kendimden arakladığımdan bahsetmiş miydim?(başlangıç)

  • en sevdiğim
  • gezegen koşusu
  • ruh hastası
  • sen yoksun
  • karaktersiz harfler var
  • gogol bordello
  • çaktırmaz
  • kafası kırıksa
  • ne wardı canım
  • sentez yorar
  • kopmamak mümkün olmuyor ki bazen
  • şeytan uçurtması
  • gözün ağrırsa
  • bakma içeri
  • mekansızlar vardı
  • şimdi de uyanıklar
  • sex pistols
  • sarımsak yahut sarmısak ilki daha iyi bence
  • ceviz kırmadan bir kere daha düşün
  • parmağın incinmesin
  • sadecbu iyiymiş başka bir şey değil
  • koşup koşup suratında pilav yerim
  • henry miller
  • diğer ihtiyar osuruklar
  • kırmızı balon ve beyaz atlet yakışmaz sana
  • ilgisiz olduğum bir takım şeyler de var
  • kendime hayret ettim hemen geçti neyse ki
  • bunların hepsini değişik kombinasyonlarla yazarım blog olur
  • kombinezon
  • söylediğim herşey kocaman birşeydi işte

arak üç

  • oğuz atay

  • ve tabi karaböcekler

  • kasaba

  • ankaranın sokakları berbat edilmiş

  • kendi şehrimde turist oldum

  • şeytan isterse çıplak gezsin

  • kablolar dolaşır

  • kemdimle çelişirim kavga bile ederim

  • düz ovada yağmurdan kaçılmaz gte giren şemsiye açılmaz

  • ahh bee bir sürü küfür

  • berbatsa herkes iyidir

  • herkes iyiyse berbat edecek biri bulunur
  • dondurmalı biftek, çilekli güveç

    Bir sürü şarkı arasından birini seçebilip, bu da benim en sevdiğim diyebilen insana evet o insanın karakterine hayranım.Ben burada çırpınırken hangisi diye, o, önceden belirlemiş; kitabını , filmini, şarkısını, fikrini, evet evet fikrini , sanki evde çalışıp da gelmiş , aynanın karşısında saatlerini geçirmiş her bir şeyini ayarlamış , kocaman bir tasarım olarak gelmiş dünyaya, ben bakakalıyorum , tüh diyorum benim de bir kaç ayarlanmış , tasarlanmış en güzelinden , yaşanmışllıklarım, sözlerim olsa tadından yenmese, kendime bile hayran kalsam, parmaklarımı yesem , başkaları da kendi parmaklarını yese kan gövdeyi götürmese ama tatlı tatlı yense bunlar.
    Hayati bir tasarım örneği vereceğim şimdi, lakin dışarıya sızdırılmasın;
    şimdi böyle söyleyip de bir halt anlatamamak benim şahsi tasarım örneğim,insanın kendini tekmelemesi gibi yoktur herhalde.
    Geçen gün de arkadaşları yemeğe çağırdım, bir de baktım sohbetim tıkandı, açlıktan hepsinin nutku tutuldu ben dahil ama ben çok yemiştim onlar gelmeden içime attım söyleyemedim üzülmesinler diye,ama konuşmuyorlar da, baktım sohbetime doyum olmuş , üzüldüm , içlendim önce, sonrasında bir hışım bir sinir, uyuz kancıklara bozuldum hem aç gel sen, hem sohbeti beğenme tokum ben yeseydiniz siz de diyemiyorum tabi ibnelere, neyse cancazım ben de ne yaptım; ne mi yaptım tabi ki sipariş verdim , arka kapıdan çaktırmadan aldım malzemeyi koydum tabağa yedirdim kendi elimle, sonra veryansın ettim alayına.
    Neyse efenim bir sohbet, bir muhabbet,bir dumanaltı değme gitsin; aldım elime sözün en kıymetsizini evirdim çevirdim söyledim yeniden, açlık da olmayınca bir de baktım elmas değersiz kalmış yanında ehh bu keyifle ne yaptım bilir misin cancazım; bilemezsin çünkü birşeycikler yapmadım.
    Herkeslerin gitmesini bekledim , giderken gözlerimden, burnumdan öptüler, saygılarını sundular bir sepet yumurtayla alın dedim, sizin olsun , daha başka bir şey yapmasını da bilirdim ama, onların da tavuk olmadığı gerçeğinin bilincinde olacak kadar şuurlu bir insan olduğumdan, arkalarından arabalarının camına fırlattım hepsini, dönüp baktıkları sırada, yoldan geçen ufak çocuğun eline sepeti verip, onu işaret ettim , bir güzel dövdüler piç kurusunu , pek güzel yaptım doğrusu , ahh bu ben yok muyum ne de iyi bir insanım ; sırf arkadaşcıklarım benim yaptığıma üzülmesinler diye feda ettim kendimi, hareketimi bücüre verdim.
    Nasıl iyi yapmışım değil mi , bazen çok iyi düşünüyorum, avuttum arkadaşları, yerdeki köpek sidiğini sildiğim havluyla temizledim hepsini , çocuk nedense çok ağladı aldım onu kümese kapattım.
    Sonra;
    sonrası şu pek vicdanlıyım tabi ben
    (o sebepten dondurucudaki bifteğin üstüne erimiş dondurmayı döktüm sos niyetine en kaliteli lokantalarda yapmazlar bunu-doğru söylüyorum yapmazlar- her nedense biraz yeşil lekeliydi ama hoş görünüyordu bence, üstüne tatlı olarak kararmış-karamelize say-çilekli güveç- iki gün önce komşunun çöpünü karıştırırken buldum güveciyle atmış sersem şey- yedirdim, istemem dedi çok ağladı ama biliyorsun çocuklar biraz utangaç oluyor inanmadım tabi sıyırttım tabağı,)
    derken annesine şikayet etti beni arsız velet,
     anlayamadım insanlar nasıl bu kadar kötü olabiliyor, ha bu arada telesekreterime mesaj yağıyor neymiş efenim, yemekten sonra herkes hastanelik olmuş ne var yani benim suçum mu içine müshil döküldüyse, hem n'olmuş yerken iyiydi , değerim bilinmeyecek diye korkuyorum , sevgili dostum; sana bu mektubu kendi öz kakamla yazıyorum içine de kahve taneleri serpiştirdim içersin canın çektikçe.
    Şimdilik bitiriyorum ,
    daha önce bir daha benimle konuşmak istemediğini söylemiştin ya ben yine de yazdım çünkü sadece bir buhran anında bunu söylediğini biliyorum o sebepten yeni adresini de buldum
    sevgiler...
    *ara nağmesi uymadı bence ama idareten, kafam karıştı o sıra ol sebepten, parantezi dikkate almıyorum lakin silmiyorum da bu kadarcık.

    23/04/2011

    yirmiüçüymüşnisanın

    Torun,torba,çoluk,çocuk,topalak,hepiciğinin bayramıymış bugün eskiden aynı vaatle kandırılmış ve inanmıştım lakin şimdi biliyorum bu bir geçici bayram kimseler kutlamıyor artık,şimdikiler seviniyor ancak zamanları gelince kimse onları da kutlamayacak benden söylemesi.
    Kandırılmış hissediyorum,bir bayram da benim olsun, geçmeyici olsun,talebim budur,
    saygılar...

    22/04/2011

    n'olmuşkineymiş: ve zaten...insan olmak kaygılı bir bekleyişten öte...

    n'olmuşkineymiş: ve zaten...insan olmak kaygılı bir bekleyişten öte...: " yüksek sesle oku dedim ve okudu sadece herşeyi okuduğu gibi yerinde ol dedim yerinde durdu hisset dedim sadece daha yüksek sesle okudu hiç ..."

    ve zaten...insan olmak kaygılı bir bekleyişten ötesi değildi...

     yüksek sesle oku dedim ve okudu sadece herşeyi okuduğu gibi yerinde ol dedim yerinde durdu hisset dedim sadece daha yüksek sesle okudu hiç ritmi değişmedi dinlemeyince insan hep kafasındakiyle meşgul olunca kafasını sallayınca dinlemiş gibi ahh bir de bunu söylediğinde tüm sözlerini ezberden dinlediğini ıspatladığı o an yok mu olmaz mı var o an insanı çıldırtıp dehşete düşüren neyse neden kızar ki insan defalarca herkesin dinlemesine vurgusuzluk da zor sözün içine bastıramayınca heceye kelimeye kafana bastırır şimdi noktasız virgülsüz basın basabildiğiniz kadar ben de dinlemem tam bir alçaklık anı
    nerde kalmıştık;
    nasıl anlatamadım derdini nasıl anlamadım tam da burada değilim aslında mor bir bulut da değilsin gökyüzünde yırtık ve emniyetsiz bir paraşütle hareket edip bana emniyet kemerinin faidelerinden bahsediyorsan bildiğin yegane teknik giriş gelişme sonuçsa ve nizamiyse herşey zihin akışı dediğimde hala stilin doğru olan olmalıysa ve gülüyorsan buna dalgacı kelebek ve bozuluyorsan bu yapayanlış yorumuma yorumumu geri alışıma konuşmasını yapabiliyorsak bunun ve sen açıyorsan hala ağzını oraya giden zihnini ya da öyle gibi yapabiliyorsan şayet canın yanıyorsa yaşadığını hissediyorsan birisi sana sonsuz eğlence vaadediyorsa kabul etmeye şart koşuyorsan koşarken yorulup sızlanıyorsan unutuyorken bütün bunları hafızanı zorlıyorken ve değiştirerek hatırlıyorken ben aforizmalar peşinde hava atıyorken  yıldızları görerek oku dinle konuş
    kendi peşinde giden gölge
    ruhun dumanı
    tuz ruhum
    yakan tuzdu
    insan olmak kaygılı bir bekleyişten ötesi değildi...

    26/02/2011

    kurgusuzkusursuz

    o kadar susmasaydın bu kadar yok olmazdım ben de. bir teleskop işimi görürdü şimdi işte. yemek yerken ağlamış mıydın hiç, hiç hiçkimse farketmeden biraz yemek, biraz gözünden acımasızca akan yaş, insan içinden ağlayamıyor, bir de burun akıntısı olmasa, koşsam sokakta  çok mu üşürüm, çok mu yorulurum, arabamı istiyorum, bana getirmezsin ama. sana ayıracak vaktim olup olmadığını bir daha sorma dedin ya bana; ne de çetin bir cevizmişsin. zaten daha önce de vakit ayırmadın, boşluklarını doldurdum o vaktin, öylece sıkılmadın. bazıları sadece kurulu sandığı kurgusuz düzen bozulduğu için sinirlenir, suçladığı kişiye olan öfkesini acı diye, üzüntü diye niteleyince hayata bakışı sertleşir, herkesle herşeyle restleşir. büyük adamların anlamlı sözleri, sefil eder parmak uçlarını, çarçabuk uzayıp gitsem, -nereye- giderek kısalıyorum, yakına geldikçe ufalıyorum, sanki gölge oyunu. uçurtma yapıp uçursaydık ne iyiydi, hiçkimse gelmedi benimle, ben de gitmedim zaten. çıtaların seni yoracağını bildiğimden ve yorgunken sinirli olduğundan ve hata payın olmasın istediğinden bana kalmazdı o uçurtma. ama ben düşünmüştüm ki, düşündüm ki hiç birine gerek yok, şeytan uçurtmaları da iyidir. kağıt (inceltmesiz,şapkasız,karaktersiz harfler var artık) , ip ve makas yetersizdi. seni öfkeden deliye döndüren bütün yetersizliklerden intikam alıp canlarını yakabilirdim, ama yokum ki ben bu oyunda, kimse beni almadı, kendi oyunumu kurdum, sıkılsam da yalnız oynadım. nerde kalmıştık ahh şu mesele, yemek yerken ağlamak ancak tuzsuz bir yemekle iyi gider, bir de çok gülüyorum boğazım acıdan parçalanırken de, yemeğim tuza boğulmuşken de...
    *zaten havalar bozuk uçurtmalar isyandadır şimdi...

    25/02/2011

    fotoğraf

    ...ve bugün (ya da o gün) birkaç karede daha yoktu şip-şakçı. nasıl telafi edilecek bu çekilmeyen anlar. bir dış kayıt varsa edinelim, olur mu telafi? aynı pozu mu vermeli tekrar, aynı kareyi uzun uzun beklemeli mi? farkeder mi? ya da fark eder mi?
    unut gitsin...

    20/02/2011

    ...

    ...
    -''senden bir fotoğrafım olsun istiyorum.'' işte aynen bu sözleri söyledi. şaşkınlığa karşı ise şunları ; '' beni çok doğru duydun, kötü değil, üzülme , bir fotoğrafım olsun istiyorum senden.hem de kelimenin tam anlamıyla.''
    *...
    *deli gibisin.(gülücüklü)
    -...hiç olmadım.   
    ...   

    19/02/2011

    küçük prens

    benim bu gezegende ne işim var? bilmiyorum ne işim var gerçekten. alıp valizimi gitmek istiyorum. yok mu geçiş hakkı? küçük prensmiş, bir de çiçek yetiştiriyor, tek bir tekme hakkım olsa kullanırım üstünde,  *mına koduumun küçük prensi...

    17/02/2011

    kısacık bir şey

    bir sürü düşünce geliyor- hep yanlış zamanda- uçup gidiyor sonra; sanki ipi kopmuş uçurtmalar gibi.
    benim ipimi de biri koparmış mıdır. uçurtma da değilim oysa ki.

    15/02/2011

    uzun uzadıya varsa daha iyisi yazın (bilgi amaçlı alıntı )

    Anarşizm, anarşiyi, yani "efendinin, hükümdarın olmamasını" (P.J. Proudhon, Mülkiyet Nedir ?) amaçlayan politik bir kuramdır. Diğer bir deyişle, anarşizm bireylerin birbirleriyle eşitler olarak özgürce işbirliği [ ing. co-operation] içinde olabileceği bir toplum yaratmayı amaçlayan politik bir kuramdır. Böylece, anarşizm gerekli olmadıkları gibi, [aynı zamanda da] bireye ve onların bireyselliğine zararlı olan tüm hiyerarşik kontrol biçimlerine --ister devletin isterse kapitalist olsun--- karşı çıkar.
    Anarşist L. Susan Brown'un sözleriyle:
    "Anarşizmin genel algılanışı şiddetli, Devlet-karşıtı bir hareket [olduğu] iken; anarşizm hükümetin gücüne [karşı] basit bir başkaldırının ötesinde, çok daha incelikli ve nüanslı [olan] bir gelenektir. Anarşistler iktidar ve hükmetmenin [ing. domination, tahakküm] toplum için gerekli olduğu fikrine karşı çıkarlar; ve bunun yerine daha işbirlikçi, hiyerarşi karşıtı toplumsal formları, politik ve ekonomik örgütleri savunurlar. "
    Ancak, "anarşizm" ve "anarşi" şüphesiz politika kuramında en fazla yanlış temsil edilen kavramlardır. Genel anlamda " kaos" veya "düzensizlik" kelimeleri ile eş anlamlı tutularak, anarşistlerin toplumsal kaos ve "orman kanunu"na geri dönüşü arzuladıkları belirtilir.
    Bu yanlış temsiliyet (anlamlandırma) sorunu tarihsel bir paralellik gösterir. Örneğin, tek adam egemenliğinin (monarşinin) gerekli olarak görüldüğü hükümetlerin bulunduğu ülkelerde de zamanında " cumhuriyet" veya "demokrasi" gibi kavramlar, aynen "anarşi" kavramı gibi değerlendirilmişlerdir; yani düzensizlik ve karmaşayı temsil etmek için kullanılmışlardır. Halihazırdaki durumun [ lat. status quo] devam ettirilmesinden belirgin çıkarı olanların, mevcut sisteme karşı çıkanların pratikte işlerliklerinin olamayacağını öne sürmeleri gayet normaldir; [onlara göre] yeni toplumsal yaşam biçimi ancak kaos'a yol açabilir. Ya da Errico Malatesta'nın ifade ettiği üzere:
    "Hükümet'in gerekli olduğuna ve hükümet olmadan ancak düzensizlik ve karmaşa olacağına inanılırsa; doğal ve mantıksal olarak, hükümetin olmamasını önemle vurgulaması açısından, anarşinin düzenin yokluğu anlamına gelmesi gerekir. " (Anarşi, s. 12).
    Anarşistler, "anarşi" kavramının bu "genel sezgisel" [ing. common-sense] algılanışını değiştirerek, insanların hükümet ve diğer tüm hiyerarşik toplumsal ilişkilerin zararlı ve gereksiz olduklarını görmelerini arzularlar.
    "Kanaatları değiştirin, toplumu hükümetin sadece gereksiz olduğuna değil, [bunun da ötesinde] aşırı [ölçüde] zararlı olduğuna ikna edin; işte o zaman, sadece hükümetsizlik anlamına gelmesi nedeniyle anarşi kelimesi herkes için [şu anlama gelecektir]: doğal düzen, insanoğlunun ihtiyaç ve çıkarlarının uyumluluğu, tam dayanışma içinde tam bir özgürlük " (aynı yer (a.y.), s. 12-13).
    Bu SSS, anarşizm ve anarşinin anlamı bağlamında sahip olunan genel düşünceleri değiştirme sürecinin bir parçasıdır.
     
    A.1.1 "Anarşi" Ne Anlama Gelir ?
    Yunanca kaynaklı olan "anarşi" kelimesi, "olmaksızın", "-sız", "...-in isteği" , "...-in yokluğu" ya da "...-in olmaması"anlamlarını veren a öneki ile, "yönetici", "şef", "hükmeden" , "komutan" anlamına gelen archos kelimesinin birleşiminden oluşur. Ya da Peter Kropotkin'in ifade ettiği üzere, Anarşi, "otoritenin karşıtı" anlamına gelen Yunanca kelimelerden kaynaklanır ( Kropotkin'in Devrimci Broşürleri, s. 283).
    Yunanca anarchos ve anarchia kelimeleri genellikle "hükümetin olmaması" veya "hükümetin olmaması hali " anlamlarında ele alınırken; görüldüğü üzere, anarşizmin asıl anlamı basitçe "hükümetsizlik" değildir. "An-archy", "hükmedenin olmadığı" veya daha genel bir ifade ile " otoritenin olmadığı" anlamına gelir; ve bu anlamda anarşistler tarafından kullanılmaktadır. Örneğin, Kropotkin'in [şunu] öne sürdüğünü görürüz; anarşizm, "sadece sermayeye değil, kapitalizmin asıl güç kaynağına: [yani] hukuk, otorite ve Devlete saldırır " (Op.Cit., s. 150). Anarşistlere göre, anarşi [kelimesi] "genelde varsayıldığı üzere düzenin yokluğu anlamına gelmez, idarenin olmaması [anlamına gelir]" (Benjamin Tucker, Kitap Yerine , s. 13). David Weicks mükemmel bir şekilde özetliyor:
    "Anarşizm, tüm iktidar [güç], hükmetme, hakimiyet ve hiyerarşik bölünmelerin yadsınması ve [tüm] bunların sona erdirilmesi arzusunu ifade eden, ve geniş kapsamlı bir toplumsal ve politik fikir olarak anlaşılabilir. ... Bu nedenle, (her ne kadar) hükümet (devlet)  ... gayet uygun bir şekilde anarşist eleştirinin ana odağı olsa da, ... anarşizm devletçilik-karşıtlığından daha öte bir şeydir " (Anarşiyi Yeniden Keşfetmek, s. 139).
    Bu nedenle, anarşizm tamamen hükümet-karşıtı, devlet-karşıtı olmaktan ziyade hiyerarşi'ye karşı olan bir harekettir. Neden? Çünkü, hiyerarşi otoriteyi içeren kurumsal yapıdır. Devletin hiyerarşinin ulaşmış olduğu en ileri biçim olması nedeniyle anarşistler tanımsal olarak devlet karşıtıdırlar, ancak bu tek başına anarşizmin yetersiz bir tanımlaması olur. Bu demektir ki, gerçek anarşistler sadece devlete değil, [aynı zamanda] tüm hiyerarşik örgütlenme biçimlerine karşı çıkarlar. Brian Moss'un sözleriyle:
    "Anarşi terimi Yunancadan gelmektedir, ve temel olarak 'yöneten [ing. ruler] olmaması' anlamına gelir. Anarşistler, hükümet veya zorlayıcı yetke [otorite] biçimlerini, tüm hiyerarşi ve tahakküm biçimlerini reddeden insanlardırlar. Bu nedenle, onlar Meksikalı anarşist Flores Magon'un 'karanlık kutsal üçlü' olarak adlandırdığına --devlet, sermaye ve kiliseye-- karşı çıkarlar. Anarşistler, böylece hem devlete hem de kapitalizme ve de tüm dinsel yetke biçimlerine karşı çıkarlar. Ama anarşistler aynı zamanda da çeşitli araçlarla anarşi durumunu; yani zorlayıcı kurumların olmadığı bir merkezsizleşmiş toplumu, gönüllü birliklerin federasyonu aracılığıyla örgütlenecek bir toplumu kurmayı veya ortaya çıkarmayı amaçlarlar " ("Anthropoloji ve Anarşizm", Anarchy: A Journal of Desire Armed, sayı 45, s. 38).
    "Hiyerarşi"ye bu bağlamda referans vermek oldukça yeni olan bir gelişmedir; Proudhon, Bakunin ve Kropotkin gibi " klasik" anarşistlerin bu sözcüğü kullanmadığını görüyoruz (onlar genellikle "otoriter"in kısacası olan "otorite"yi tercih ediyorlardı). Ama yazılarından açıktır ki, onların yaptıkları da aslında hiyerarşiye, bireyler arasındaki ayrıcalıklara ve güç dengesizliklerine karşı olan bir felsefedir. Bakunin de" resmi" otoriteye saldırıp "doğal etkiyi" savunurken bundan bahsetmektedir, şöyle der:
    "Hiç kimsenin bir başkasını baskı altına almasının imkansız hale gelmesini mi hedefliyorsun? Öyleyse hiç kimsenin güce [iktidara, erke] sahip olmamasını sağlaman gerekir " (Bakunin'in Siyasi Felsefesi, s. 271).
    Jeff Draughn'un belirttiği üzere, "her zaman 'devrimci projenin' gizli bir parçası durumundayken; hiyerarşi-karşıtı genel kavramı son zamanlarda oldukça göz önüne çıkmıştır. Ama, aslında bunun kökleri Yunanca 'anarşi' kelimesinde açıkça görülebilir. " (Jeff Draughn, Anarşizm ve Liberteryanizm Arasında: Yeni Hareketi Tanımlamak).
    Anarşistler için hiyerarşiye karşı çıkmanın sadece devlet veya hükümetle sınırlı olmadığını vurguluyoruz. Bu [hiyerarşiye karşı çıkma], tüm otoriter ekonomik ve toplumsal ilişkileri olduğu gibi, --özellikle kapitalist mülkiyet ve ücretli emekle ilgilileri olmak üzere-- politik [ilişkileri] de içerir. Bu Proudhon'un şu argümanından görülebilir: " Sermaye ... politik alanda hükümet ile paraleldir ... Kapitalizmin ekonomik fikri ... (ve) hükümet veya otorite politikası ... birbirinin eşidir, ... (ve) çeşitli şekillerde [birbirleriyle] bağlantılıdırlar. ... Sermayenin emeğe karşı yaptığını, ... Devlet de özgürlüğe karşı (yapar) ... " (Max Netlau tarafından alıntılanmış, Anarşizmin Kısa Tarihi, s. 43-44). İşte bu nedenle, Emma Goldman'ı insanların emeklerini satmalarını içeren ve böylece de "işçilerin iradelerinin ve yargılarının efendinin arzusuna tabi kılınmasını " sağlayan kapitalizme karşı çıkarken buluruz (Kızıl Emma Konuşuyor, s. 36). Bakunin halihazırda geçerli olan sistemde, "işçilerin belirli bir zaman zarfında (ücret karşılığında kapitaliste) kişiliğini ve özgürlüğünü sattığını " yıllarca önce söylerken, aynı noktayı vurguluyordu (Op.Cit., s. 187).
    Bu nedenle, "anarşi" sadece "hükümet olmaması"ndan daha fazlasıdır; tüm otoriter örgüt ve hiyerarşi biçimlerine karşı çıkmak demektir. Kropotkin'in sözleriyle, " toplumun anarşist algısının kökeni, ... hiyerarşik örgütlenmelerin ve toplumun otoriter görüşlerinin eleştirisinde; ve de  ... insanoğlunun ilerici hareketlerinde görülen eğilimlerin analizinde ... (yatar)" ( Kropotkin'in Devrimci Broşürleri, s. 158). Bu nedenle anarşinin yanlızca devlet-karşıtı olduğunu öne sürmek için yapılan herhangi bir girişim kelimenin ve anarşist hareket tarafından kullanıldığı şeklin yanlış yorumlanması olacaktır. Brian Morris'in söylediği üzere, " Klasik anarşistlerin yazıları ... ve anarşist hareketin karakterleri incelendiğinde, ... açıktır ki [anarşizm] bu dar bakışa (sadece devlete karşı olma bakışına) asla sahip olmamıştır. Daima otorite ve sömürünün tüm biçimlerine meydan okumuştur, ve devlete olduğu kadar kapitalizm ve dine karşı da eş derecede eleştirel olmuştur " (Op.Cit., s. 40).
    Ve --yanlızca aşikar olanı belirtmek için-- annarşi kaos demek değildir, ve anarşistler kaos veya düzensizlik yaratmayı amaçlamazlar. Bunun yerine, biz bireysel özgürlük ve gönüllü işbirliğine dayanan bir toplum yaratmak istiyoruz. Diğer bir deyişle, otoriteler tarafından yukarıdan aşağıya [dayatılan] bir düzensizlik değil, aşağıdan yukarıya doğru [olan] bir düzen [istiyoruz].
     

    A.1.2. "Anarşizm" Ne Anlama Gelir ?
    Peter Kropotkin'in deyişiyle, Anarşizm "sosyalizmin hükümetsiz sistemidir..." (Anarşist Komünizm: Temeli ve İlkeleri). Diğer bir deyişle, " insanın insan tarafından sömürülmesini ve baskı altına alınmasını yıkmak, yani özel mülkiyetin (yani kapitalizmin) ve hükümetin yıkılması"dır (Errico Malatesta, "Anarşizme Doğru", Man!'in içinde, editör M. Graham, s. 75).
    Anarşizm, bu nedenle politik, ekonomik veya toplumsal hiyerarşilerin olmadığı bir toplum yaratmayı hedefleyen politik bir kuramdır. Anarşistler, hükmedenin olmadığı anarşinin uygulanabilir bir toplumsal sistem biçimi olduğunu, ve böylece de bireysel özgürlük ile toplumsal eşitliğin en fazlalaştırılmasına hizmet ettiğini savunurlar. Özgürlük ve eşitlik amaçlarının karşılıklı olarak birbirini destekleyen amaçlar olduğunu görürler. Ya da Bakunin'in ünlü alıntısı ile:
    "Bizler Sosyalizm olmadan özgürlüğün ayrıcalık ve adaletsizlik olduğuna, ve özgürlük olmadan Sosyalizmin kölelik ve şiddet olduğuna inanıyoruz. " (Bakunin'in Siyasi Felsefesi, s. 269)
    İnsan toplumunun tarihi bunu ispatlamaktadır. Eşitlik olmadan özgürlük sadece güçlü olanın bağımsızlığı anlamına gelirken, özgürlük olmadan eşitlik ise imkansızdır ve aslında köleliğin gerekçelendirilmesidir.
    Birçok farklı anarşizm çeşitleri varken, bunların özünde daima iki ortak konumlanış bulunur --hükümete karşı olma ve kapitalizme karşı olma. Benjamin Tucker'ın sözleriyle, anarşizm, " Devlet'in yıkılmasında ve tefeciliğin yıkılmasında; insanın artık insan tarafından yönetilmemesi, ve insanın artık insan tarafından sömürülmemesi"nde ısrar eder (Yerli Amerikan Anarşizmi - Sol Kanat Amerikan Bireyciliği Üstüne Çalışma 'nın içinde alıntı, Eunice Schuster, s. 140). Tüm anarşistler kârı, faizi ve kirayı tefecilik (yani sömürü olarak) olarak değerlendirir, ve bu nedenle onlara ve onları yaratan koşullara --hükümet ve Devlet'e karşı çıktıları kadarr-- karşı çıkarlar.
    Daha genel olarak, L. Susan Brown'un sözleriyle, anarşizm içindeki "birleştirici bağ", "hiyerarşi ve tahakkümün evrensel olarak suçlanması ve insan [olan] bireyin özgürlüğü için savaşmaktaki istekliliktir " (Bireyciliğin Siyaseti, s. 108). Anarşistler için, bir kimse eğer devlete veya kapitalist otoriteye bağımlı ise özgür olamaz.
    Bu nedenledir ki anarşizm, anarşinin, [yani] "yöneticilerin olmaması" kuralına dayanan bir toplumun yaratılmasını savunan politik bir kuramdır. Bunu başarmak için, " tüm sosyalistlerle ortak olarak anarşistler, toprak, sermaye ve makineler üzerindeki özel mülkiyetin zamanını doldurduğunu, ve yok olmaya mahkum olduğunu belirterek; üretim için gerekli olan herşeyin toplumun ortak mülkiyetinde olması gerektiğini ve refahın üreticilerince ortaklaşa yönetilmesi gerektiğini savunurlar. Ve ... toplumun siyasi organizasyonunun en ideal hali için gereken koşulların, hükümet fonksiyonlarının en aza indirildiği zaman sağlanabileceğini savunurlar...(ve) toplumun nihai hedefi hükümetin fonksiyonlarını tamamen ortadan kaldırmaktır --hükümetsiz topluma, yani an-archy'e " (Peter Kropotkin, Op.Cit., s. 46)
    Böylece, anarşizm hem olumludur, hem de olumsuzdur. Mevcut olan toplumu inceleyip, eleştirirken; aynı zamanda --bugünkü sisteminin belli bazı insan ihtiyaçlarını reddetmesinin aksine onları azamileştirerek-- potansiyel yeni toplum için bir yapı ortaya koyar.
    Bakunin'in "yıkıcı dürtü yaratıcı bir dürtüdür" sözünden anlaşılabileceği gibi, anarşizm eleştirel analizi umut ile birleştirir. Bugünkü toplumda nelerin yanlış olduğunu anlamadan daha iyi bir toplum inşa edilemez.
     

    A.1.3. Neden Anarşizm Liberter Sosyalizm Olarak da Adlandırılır ?
    Pekçok anarşist, "anarşizm" kavramına yüklenen olumsuz tanımlamayı görerek, fikirlerinin olumlu ve yapıcı yanlarını vurgulamak için başka kavramlar kullanmışlardır. Bunlardan en yaygın olanları " özgür sosyalizm", "özgür komünizm", "liberter [ing. liberatarian, hürriyetçi] sosyalizm" ve "liberter komünizm"dir. Anarşistlere göre, gerçekte liberter sosyalizm, liberter komünizm ve anarşizm birbirlerinin yerine kullanılabilirler.
    American Heritage Dictionary tanımlamalarına bakacak olursak:
    LİBERTER: düşünce ve eylemde bulunma özgürlüklerine, özgür iradeye inanan kişi.
    SOSYALİZM: üreticilerin; hem politik gücü, hem de üretim araçlarını ve malların dağıtımını kontrol ettiği toplumsal sistem.
    Bu iki tanımı alıp bir araya getirmek ise şuna yol açar:
    LİBERTER SOSYALİZM: özgür düşünce, özgür eylemde bulunma ve özgür iradenin varolduğu; ve üreticilerin, hem politik gücü, hem de üretim araçlarını ve malların dağıtımını kontrol ettiği toplumsal sistem.
    (Ama sözlüklerin hala politik yetkinlikten yoksun olduğu şeklindeki genel yorumumuzu eklemek zorundayız. Biz bu tanımları sadece " liberter"in "serbest piyasa" kapitalizmi, veya [keza] "sosyalizm"in devlet sahipliği anlamına gelmediğini göstermek için kullandık. Açıktır ki diğer sözlükler --özellikle sosyalizm için-- farklı tanımlar içerecektir. Sözlük tanımları üzerine tartışmak isteyenler, bu sonu gelmeyecek ve politik olarak faydasız bir hobi olan tartışmayı sürdürmekte özgürdürler, ama biz istemiyoruz).
    Ama, ABD'de Liberal Parti'nin ortaya çıkması ile beraber, pekçok insan "liberter sosyalizmin" çelişkili bir duruma düştüğüne inanmaktadır. Aslında pekçok " Liberter", anarşistlerin "sosyalist" fikirleri daha fazla "kabul edilebilir" kılmak için, (Liberterlerin anladığı şekildeki) "liberal-karşıtı" olan sosyalizm ile Liberal ideolojiyi ilişkilendirmeye çalıştıklarını söylemektedirler --diğer bir ifade ile anarşistler " liberter" markasını esas sahiplerinden çalmaya çalışmaktadırlar.
    Gerçekten bu kadar uzak başka bir saptama daha yapılamaz. Anarşistler, "liberter" kavramını 1850'lerden beri kullanmaktadırlar. Devrimci anarşist Joseph Dejacque Le Libertaire, Journal du Mouvement Social [dergisini] 1858 ile 1861 arasında New York'da çıkarmıştı (Max Nettlau, Anarşizmin Kısa Tarihi, s. 75). Anarşist tarihçi Max Nettlau'ya göre, "liberter komünizm " teriminin kullanımı Fransız anarşist kongresinin bunu benimsediği Kasım 1880'e kadar gider (a.y., s. 145). "Liberter" teriminin kullanımı, anarşizm-karşıtı yasaları delmek ve halkın aklındaki " anarşi" kelimesinin olumsuz ilintilerinden sakınmak üzere Fransa'da kullanılmaya başlandığı 1890'lardan sonra daha da popüler hale geldi (örneğin, Sebastian Faure ve Louise Michel Le Libertaire (The Libertarian) adlı dergilerini 1895'de Fransa'da yayınladılar). O zamandan beri (özellikle Amerika dışında) her zaman anarşist fikirlerle ve hareketlerle ilgili olarak kullanılmıştır. Daha yakın tarihli bir örnek vermek gerekirse, Amerika'da anarko-sendikalist ilkeler etrafında 1954 yılında örgütlenen " The Libertarian League" 1965'e kadar faal haldeydi. ABD-temelli Liberal Parti ise 1970'lerin başından itibaren, [yani] anarşistlerin politik fikirlerini ifade etmek için bu terimi ilk defa kullanmalarından 100 yıldan fazla bir zaman sonra (ve " liberter komünist" ifadesinin ilk defa benimsenmesinden 90 yıl sonra) ortaya çıkmıştır. Asıl olarak bu terimi çalan onlardır. (Liberal Parti tarafından arzulanan).
     sadece liberter-sosyalist sahiplik sistemi bireysel özgürlüğü azamileştirebilir. Söylemeye her ne kadar gerek olmasa da, --genellikle " sosyalizm" olarak adlandırılan-- devlet sahipliliği anarşistler için asla ve asla sosyalizm demek değildir.
    A.1.4. Anarşistler Sosyalist midir ?
    Evet. Anarşizmin tüm kolları kapitalizme karşı çıkar. Bunun sebebi kapitalizmin baskı ve sömürüye dayanıyor olmasıdır. Anarşistler, "insanların ürünlerinden yüzde alacak bir yönlendirici-efendi olmadan birlikte çalışamayacakları " fikrini reddederler; ve anarşist bir toplumda, "gerçek işçilerin kendi düzenlemelerini kendilerinin yapacaklarını, şeylerin ne zaman, nerede ve nasıl yapılacağına [kendilerinin] karar vereceklerini" düşünürler. İşçiler bunu yaparak kendilerini " kapitalizmin dehşetli köleliğinden" kurtaracaklardır (Voltairine de Cleyre, "Anarşizm", s. 30-34; Man! içinde, editör M. Graham, s. 34).
    (Burada anarşistlerin, feodalizm, Sovyet-tipi "sosyalizm" vb. gibi baskı ve sömürüye dayanan tüm ekonomik biçimlere karşı çıktığını vurgulamalıyız. Kapitalizm üstüne yoğunlaşıyoruz, çünkü şu anda dünyaya hakim olan odur.)
    Bakunin ve Proudhon gibi toplumsal anarşistlerle birlikte Ben Tucker gibi bireyciler de kendilerini "sosyalist" olarak tanımlarlar. Bu böyle olmuştur, çünkü Kropotkin'in klasik bir makalesi olan " Modern Bilim ve Anarşizm"de ifade ettiği üzere; "Sosyalizm geniş, kapsayıcı ve gerçek anlamında --[yani] Emeğin Sermaye tarafından sömürüsüünü yıkma çabası olarak-- anlaşılırsa, Anarşistler dönemin Sosyalistleri ile beraber el ele yürümekteydiler " (Evrim ve Çevre, s. 81). Ya da Ben Tucker'ın sözleriyle; "Sosyalizmin temel iddiası emeğin kendi sahipliğini elde etmesidir", ki bu "Sosyalist düşüncenin her iki okulunun, ... Devlet Sosyalizmi ve Anarşizmin " görüş ortaklığına sahip olduğu bir iddiadır (Anarşist Okumalar, s. 144). Bu nedenle, sosyalist kelimesi özgün halinde "bireyin ürettiği üzerinde sahiplik hakkının olmasına inanan herkes"i içerecek şekilde tanımlanmıştır (Lance Klafta, " Ayn Rand ve Liberalizm Sapması", Anarchy: A Journal of Desire Armed, sayı 34). Bunu gerçekleştirmek için sosyalistler, üreticilerin üretim araçlarını ve sürecini kontrol ettikleri bir toplumsal yapıyı arzularlar. Sömürüye (veya tefeciliğe) bu karşı çıkış, tüm gerçek anarşistler tarafından paylaşılır ve onları sosyalist bayrağının altında konumlandırır.
    Birçok sosyalist için "emeğin meyvelerinin çalınmamasının tek garantisi, emek araçlarına sahip olmaktır" (Peter Kropotkin, Ekmeğin Fethi , s. 145). Bu nedenle örneğin Proudhon, "birlikte çalışan her bireyin ... şirketin mal varlığı üzerinde bölünmemiş hisseye sahip olacağı" işçi kooperatiflerini desteklemiştir; çünkü "zarar ve kazanca katılım sayesinde ... kolektif kuvvet (yani artık) az sayıdaki yöneticinin kâr kaynağı olmaktan çıkar: tüm işçilerin mülkiyetine geçer " (Genel Devrim Düşüncesi, s. 222 ve s. 223). Yani emeğin sermaye tarafından sömürülmesini sona erdirmeyi arzulamanın yanısıra, gerçek sosyalistler aynı zamanda üreticilerin üretim araçlarına sahip olduğu ve kontrol ettiği bir toplumu arzularlar. Üreticilerin bunu gerçekleştireceği araçlar [konusu] anarşist ve diğer sosyalist çevrelerde tartışmalı olan bir noktadır, ama bu arzu hepsinde ortaktır. Anarşistler, --işçi birlikleri veya komün tarafından sahiplik [yolu ile]-- işçilerin doğrudan kontrolünü savunurlar
    Bunun da ötesinde anarşistler, kapitalizmi sömürücü olduğu kadar otoriter olması nedeniyle de reddederler. Kapitalizmde işçiler üretim süreci sırasında ne kendilerini yönetirler, ne de emeklerinin ürünü üzerinde herhangi bir kontrole sahiptirler. Bu durum ne herkes için eşit özgürlükle, ne de sömürücü-olmamak ile bağdaşır; bu nedenle de anarşistler tarafından bu duruma karşı çıkılır. Bu bakış açısı en iyi şekilde (hem Tucker hem de Bakunin'e esin kaynağı olan) Proudhon'un çalışmasında görülebilir; [Proudhon] anarşizmin, " kapitalist ve mal sahipliliği[ne dayanan] sömürüyü her yerde sonlandıracağını (ve) ücret sistemini yıkacağını" öngörür; "çünkü işçi, ya mal sahibi/kapitalist/teşebbüsçü'nün bir memuru olacaktır ya da [üretime doğrudan] katılacaktır. ... İlk durumda işçi tabi kılınmıştır, sömürülmektedir: süregiden durum bir boyun eğme durumudur ... İkinci durumda ise, bir insan ve vatandaş olarak itibarını geri alır ... daha önce kölesinden başka bir şey olmadığı üretim örgütünün bir parçasını teşkil eder; ... başka hiçbir seçeneğimiz olmaması nedeniyle tereddüt etmemize gerek yoktur ... işçiler arasında bir BİRLİK oluşturmak gereklidir ... çünkü bu olmadan, onlar tabi olanlar ve hakim olanlar olmaya devam edeceklerdir; ve [bunu da]... özgür ve demokratik bir toplumun karşıtı olan efendi ve ücretli-işçi kastları[nın ortaya çıkması] takip edecektir " (Op.Cit., s. 233 ve s. 215-216).
    Bu nedenle tüm anarşistler kapitalizm-karşıtı'dırlar ("Eğer emek ürettiği refaha sahip olsaydı, kapitalizm diye bir şey de olmazdı" (Alexander Berkman, Komünist Anarşizm Nedir ?, s. 37)). Örneğin --(daha sonra tartışacağımız) liberalizm'deen en çok etkilenen anarşist düşünürlerden [birisi olan]-- Ben Tucker, kendi fikirlerini "Anarşistik-Sosyalizm" olarak adlandırarak, kapitalizmi " tefecilere, faiz, rant ve kâr alanlara"dayanan bir sistem olarak suçlar. Tucker, kapitalist olmayan anarşist serbest-piyasa toplumunda, kapitalistlere gereksinim olmayacağını savundu; çünkü [o zaman] " emek... doğal ücretini garanti altına alacaktır, [yani] tüm ürettiğini" (Bireyci Anarşist, s. 82 ve s. 85). Böyle bir ekonomi, karşılıklı bankacılığa; kooperatifler, zanaatçılar ve köylüler arasında ürünlerin serbestçe değiştirildiği bir sisteme dayanacaktır. Ben Tucker ve diğer Bireyci anarşistlere göre; kapitalistlerin emekçi insanlara göre avantajlı konumda olmasını, ve böylece de bu sonrakilerin [emekçi insanların] kâr, faiz ve rant yolu ile sömürülmesini sağlayan birçok yasa ve tekellerle damgalanmış olan kapitalizm, gerçek serbest piyasa değildir Baş egoist olan Max Stirner bile kapitalist toplumu ve onun kutsalmış veya dinselmişçesine ele alınan --özel mülkiyet, rekabet, işbölümü v.b.-- "hortlaklarını" aşağılamaktan geri durmaz.
    Sonuç olarak, anarşistler kendilerini sosyalist olarak tanımlarlar, ama belli bir formunda --liberter sosyalist. Bireysel anarşist olan Joseph A. Labadie'nin (hem Tucker hem de Bakunin'i çağrıştıran bir şekilde) ortaya koyduğu üzere:
    "Anarşizmin sosyalizm olmadığı söylenir. Bu bir hatadır. Anarşizm gönüllü Sosyalizm'dir. İki çeşit sosyalizm mevcuttur, şeytani ve anarşist; otoriter ve liberter; devletli ve özgür. Aslında, şu ya da bu şekilde, toplumsal iyileşmeyi amaçlayan herhangi bir öneri; dışsal iradelerin güçlerinin ve bireyler üzerindeki zor kullanımlarının artması ya da azalması olarak ifade edilebilir. Eğer artıyorlarsa şeytanidirler, eğer azalıyorlarsa anarşisttirler. " (Anarşizm: Nedir ve Ne Değildir).
    Labadie pekçok durumda "bütün anarşistlerin sosyalist olduğunu, ama bütün sosyalistlerin anarşist olmadığını" ifade etmiştir. Bu nedenle, Daniel Guérin'in " Anarşizm aslında sosyalizmin eş anlamlısıdır. Anarşist, amacı asıl olarak insanın insan tarafından sömürüsünü yıkmak olan bir sosyalisttir" [şeklindeki] yorumu, --ister toplumsal isterse bireyci kanat olsun-- anarşist hareketin tarihi boyunca yankılanmıştır ( Anarşizm, s. 12). Aslında, Haymarket şehidi Adolph Fischer, hareketin "iki gruba --komünist anarşistler ve Proudhon [taraftarı] veya orta-sınıf anarşistler-- bölündüğünü" onaylarken, aynı gerçeği ifade etmek için neredeyse Labadie'nin sözlerinin aynısını kullanmıştır --" her anarşist sosyalisttir, ama her sosyalistin anarşist olması gerekmez" (Haymarket Şehitlerinin Otobiyografileri, s. 81).
    Toplumsal ve bireysel anarşistler pekçok konu üzerinde --örneğin serbest piyasanın özgürlüğü azamileştirmenin en iyi yolu olup olmadığı-- uyuşmazlıklara sahip olsalar da; sömürücü ve baskıcı olan kapitalizme karşı çıkılması, ve anarşist toplumun tanımsal olarak ücrete değil, bağlantılı emeğe [ ing. associated labour] dayanması gerektiği konusunda hem fikirdirler. Sadece bağlantılı emek çalışma saatleri boyunca "birey üzerindeki dışsal irade ve kuvvetlerin gücünü azaltabilir"; ve işi yapanların bu şekilde işi kendilerinin idare etmesi, gerçek sosyalizmin özündeki idealdir. Bu bakış açısı, Josep Labadie işçi sendikalarının " birlik sayesinde özgürlüğün kazanılmasının bir örneği" olduğunu, ve "sendikası olmadan işçinin [sendikası varkenkine göre] işvereninin daha fazla kölesi" olduğunu söylerken görülebilir (Emek Meselesinin Farklı Aşamaları ).
    Ama kelimelerin anlamları zamanla değişir. Bugün sosyalizm kavramı, tüm anarşistlerin özgürlüğün ve asıl sosyalist ideallerin reddi anlamına gelmesi nedeniyle karşı çıktıkları devlet sosyalizmi ile eş anlamlı hale gelmiştir. Tüm anarşistler Noam Chomsky'nin bu konu üzerine [olan] açıklamasını onaylayacaklardır:
    "Eğer sol 'Bolşevizm'i de içerecek şekilde anlaşılıyorsa, ben kendimi tamamı ile sol'dan ayrı tutarım. Lenin sosyalizmin en büyük düşmanlarından birisiydi " (Red and Black Revolution, sayı 2).
    Anarşizm aslında Marksizm, sosyal demokrasi ve Leninizm'in fikirlerine sürekli karşı durarak gelişmiştir. Lenin'in iktidara gelmesinden çok daha önce Bakunin, Marks'ın devlet-sosyalist fikirlerinin gerçekleşmesi halinde oluşacak " despot hükümetlerin en kötüsünün" kurulması, yani "Kızıl Bürokrasi" tehlikesine karşı Marks'ın takipçilerini uyarmıştı. Aslında, Stirner'in, Proudhon'un ve özellikle de Bakunin'in çalışmaları devlet Sosyalizmi dehşetini büyük bir doğrulukla önceden tahmin etmişlerdir. Bunun yanısıra anarşistler Rusya'daki Bolşevik rejime karşı yüksek sesli ilk eleştirileri ve muhalefeti gerçekleştirenler arasındaydılar.
    Diğer yandan, sosyalistler olarak anarşistler, bazı Marksistlerle bazı ortak fikirleri paylaşırlar (Leninistlerle olmasa da). Bakunin ve Tucker'ın her ikisi de Marks'ın kapitalizm analizini olduğu gibi, emek-değer teorisini de kabul etmişlerdir Aslında Marks, Max Stirner'in --Marks'ın deyişi ile-- " bayağı" komünizmi olduğu kadar devlet sosyalizmini de zekice eleştirmesini içeren Biricik ve Kendisi kitabından oldukça etkilenmiştir. Yine aynı zamanda, Marksist hareketin içinde toplumsal anarşistlere yakın duran unsurlar da vardır (özellikle toplumsal anarşizm'in anarko-sendikalist görüşlerine yakın olan --örneğin, Lenin'e oldukça mesafeli duran AAnton Pannekoek, Rosa Luxembourg, Paul Mattick gibi isimler). Karl Korsh ve diğer bazıları da İspanya'daki anarşist devrimden sempati ile söz ederler. Marks'tan Lenin'e devamlılık gösteren birçok unsurlar olduğu gibi; Lenin ve Bolşevizm'i acımasızca eleştiren ve anarşistlerin eşitlerin özgür birlikteliği hedefine oldukça yakın olan liberter Marksistler de Marks ile devamlılık içindedirler.
    Sonuç olarak, anarşizm temel olarak, genelde yaygın olarak "sosyalizm" diye tanımlananın --devlet sahipliği ve kontrolünün--tam karşısında konumlanan bir sosyalizm biçimidir. Pekçok insanın " sosyalizm" kelimesi ile yan yana koyduğu "merkezi planlama" yerine; anarşistler, bireyler, işyerleri ve toplululuklar arasında [kurulacak] serbest bir birliği ve işbirliğini savunurlar; ve böylece de " her erkeğin (ve kadının) bir ücret-alıcısı, ve Devletin ise tek ücret ödeyici olacağı" bir devlet kapitalizmi biçimi olan "devlet" sosyalizmine karşı çıkarlar (Benjamin Tucker, Bireyci Anarşist , s. 81). Bu nedenle anarşistler, "[aynen] Kapitalistler gibi ... büyük Sosyalist Parti'nin Sosyal-Demokrat grubunun Sosyalizme indirgemeye [mal etmeye] çalıştığı Devlet fikrin"den başka bir şey olmayan (pekçok insanın " sosyalizm" olarak düşündüğü) Marksizmi reddederler (Peter Kropotkin, Büyük Fransız Devrimi, s. 31)..
    İşte devlet sosyalistleri ile olan bu farklılıklar yüzünden ve de karmaşıklığı azaltmak için, anarşistlerin çoğu kendilerini sadece "anarşistler " olarak adlandırırlar --çünkü anarşistlerin sosyalist olduğu zaten kabul edilmiştir. Ama ABD'nde "liberter" sağın ortaya çıkması ile birlikte, bazı kapitalist-eğilimliler kendilerini "anarşistler " olarak adlandırmaktalar; ve işte bu nedenle burada bu nokta üzerinde [bu kadar] emek sarfettik. Tarihsel ve mantıksal olarak, anarşizm --bütün anarşistlerin üstünde görüş birliğine sahip olduğu bir nokta olduğunu vurguladığımız-- kapitalizm-karşıtlığını ifade eder, yani sosyalizmi.
     

    A.1.5. Anarşizm Nereden Ortaya Çıktı?
    Anarşizm nereden ortaya çıktı? Burada, Rus Devriminde Makhnocu hareketin katılımcıları tarafından üretilen Liberter Komünistlerin Örgütsel Platformu adlı bildiriden alıntı yapmaktan daha iyisini yapamayız:
    "işçilerin kölelikten kurtulması [amacıyla] yaratılan sınıf savaşımı ve baskı altındayken onların özgürlüğe olan tutkuları, anarşizm fikrini doğurmuştur; [bu fikir], sınıfların ve Devlet'in varlığı ilkelerine dayanan toplumsal sistemin tümden yok edilmesi, ve yerine kendinden yönetim ilkesi ile oluşturulan emekçilerin özgür devletsiz toplumunun inşa edilmesi fikridir.
    Yani anarşizm, bir entellektüelin ya da filozofun soyut yansımalarından ortaya çıkmamıştır: [aksine] emekçi kitlelerin mücadelesinin ve yaşamının, en kahraman döneminde özellikle canlanan özgürlük ve eşitlik tutkularından; emekçilerin gereksinim ve zorunluluklarından; doğrudan doğruya emekçilerin kapitalizme karşı [verdikleri] mücadeleden ortaya çıkmıştır.
    Bakunin, Kropotkin ve diğer önde gelen anarşist düşünürler anarşizm fikrini keşfetmediler; aksine, onu kitlelerde teşhis ederek [görerek], sadece basit anlamında onu kavramsallaştırmak ve yaymak maksadıyla akıl ve bilgilerinin gücünü kullandılar " (s. 15-16).
    Anarşist hareketin genelinde olduğu üzere, Makhnocular 1917-1921 arasında hem Kızıl (Komünist) hem de Beyaz (Çarlık/Kapitalizm) otoritesinin kuvvetlerine karşı çıkan emekçi sınıfından kişilerin [meydana getirdiği] kitlesel bir hareketti. Peter Marshall'ın dikkat çektiği üzere, " anarşizm ... temel desteğini geleneksel olarak işçiler ve köylüler arasında bulmuştur" (İmkansızı İstemek, s. 652).
    Anarşizm baskı altında olanların özgürlük için [verdikleri] mücadele sayesinde ve [onların bu] mücadelesi içinde ortaya çıktı. Örneğin Kropotkin için, " Anarşizm günlük mücadelerden kaynaklanmıştır" ve "Anarşist hareket, bir takım büyük pratik derslerden etkilendiği her durumda yenilenmiştir: Kaynağını bizzat yaşamın kendisinin öğretilerinden alır"  (Evrim ve Çevre, s. 58 ve s. 57). Proudhon için, onun karşılıkçı fikirlerinin "ispatı, ... kredinin ve emeğin örgütlenmesinin bir ve aynı şey olduğunu gösteren, ... Paris ve Lyon'da kendiliğinden oluşturulan ... işçi birliklerinin mevcut pratiğinde, devrimci pratiğinde " yatmaktadır (Ne Tanrılar, Ne Efendiler, cilt 1, s. 59-60). Aslında bir tarihçinin belirttiği üzere, "Proudhon'un birliksel ideali ile Lyon Karşılıkçıları'nın programı arasında yakın benzerlikler var "dır ve "(fikirler arasında) dikkate değer bir yakınlaşma [vardır]; ve Lyon ipek işçilerinin örneği sayesinde Proudhon'un olumlu programını daha tutarlı [bir tarzda] şekillendirebilmiş olması kuvvetle olasıdır. Onun taraftarı olduğu sosyalist ideal, belli bir ölçüde bu işçiler tarafından halihazırda zaten gerçekleştirilmişti " (K. Steven Vincent, Pierre-Joseph Proudhon ve Fransız Cumhuriyetçi Sosyalizminin Yükselişi, s. 164).
    [Anarşizm], özgürlük için verilen kavgadan; yaşamak, sevmek ve eğlenmek için zamanımız olacağı tamamen insani bir yaşama olan tutkumuzdan ortaya çıkmıştır. O, fildişi kulelerinde oturarak topluma yukarıdan bakan, hayattan kendini soyutlamış ve kendi doğru ve yanlış kavramlarından hareketle yargılara varan bir avuç insan tarafından yaratılmamıştır. [Anarşizm], işçi sınıfının mücadelesinin; otorite, tahakküm ve sömürüye karşı direnişin bir ürünüdür. Albert Meltzer'in ifade ettiği üzere; " Anarşizmin hiçbir zaman kuramcıları olmamıştır; bir yazar ortaya çıkar ve işçilerle köylüler tarafından zaten pratiğe dökülmüş olanları yazıya döker; O, burjuva tarihçileri tarafından liderler olarak, ve ardından gelen [takipçisi olan] burjuva tarihçileri tarafından bir lider olarak, ve ardından gelen (burjuva tarihçisini referans alan) burjuva yazarı tarafından da işçi sınıfının burjuva liderlerine dayandığını ispatlayan yeni bir vaka olarak sıfatlandırılır " (Anarşizm: Lehine ve Aksine Argümanlar, s. 10-12). Kropotkin'in gözüyle, tüm anarşist yazarların yaptığı şey; işçi sınıfının deneyimlerinden olduğu kadar, genel olarak toplumdaki evrimci eğilimlerin analiz edilmesinden çıkarılan " (anarşizmin) ilkelerinin genel bir ifadesini, ve onun öğretilerinin kuramsal ve bilimsel temelini geliştirmek"tir (Op.Cit., s. 57).
    Ama, toplumda varolan anarşist eğilimler ve örgütlenmeler, Proudhon'un 1840'da kalemini kağıda değdirmesinden ve kendisini anarşist olarak ifade etmesinden çok daha önce var olmuşlardır. Belirli bir politik kuram olarak anarşizm, kapitalizmin yükselişi ile doğmuşken, (anarşizm) " onsekizinci yüzyılın sonunda ortaya çıkmış ... (ve) Sermaye ve Devletin her ikisinin de alaşağı edilmesi gibi iki yönlü bir mücadeleyi üstlenmiştir" (Peter Marshall, Op.Cit., s. 4). Anarşist yazarlar liberter eğilimlerin tarihçesini çalışmışlardır. Örneğin, Kropotkin şunu öne sürüyordu; " Her zaman Anarşistler ve Sosyalistler var olmuşlardır" (Op.Cit., s. 16). Karşılıklı Yardımlaşma ve (diğer yerlerde), Kropotkin daha önceki toplumların liberter yönlerini incelemiş ve anarşist örgütlenmeyi ve anarşizmin yönlerini (belli ölçülerde) başarılı bir şekilde uygulayanlara dikkat çekmiştir. Bu özellikle, örneğin kendilerini oldukça anarşist bir tarzda örgütleyen, birçok Kuzey Amerika Yerli kabilesi için geçerlidir.
    Kropotkin, "resmi" anarşist hareketin yaratılmasını öncelleyen anarşist fikirlerin bu güncel örneklerindeki eğilimi fark etmiş, ve şunu öne sürmüştür;
    "En eski, taş-devri antikalığından [medeniyetinden] beri, erkekler (ve kadınlar) aralarından bazılarının kişisel otorite kazanmasına müsade etmekteki şeytanlıkların farkına varmışlardır. ... Bunun sonucunda ilkel klanda, köy toplumunda, ortaçağ loncasında, ... ve en nihayetinde özgür ortaçağ kentinde; bu kurumlar hem kendilerini kuşatan yabancıların, hem de kendi kişisel otoritelerini kurmaya hevesli kendi klan üyelerinin [kendi] hayatlarına ve talihlerine karşı saldırmasına karşı koymalarını sağlayacak kurumları geliştirmişlerdir " (Kropotkin'in Devrimci Broşürleri, s. 158-9).
    Kropotkin (modern anarşizmin kaynaklandığı) işçi sınıfından insanların mücadelesini, halk örgütlenmesinin bu eski biçimleri ile eş değerde görür. Şunu öne sürer: klanda, köy topluluğunda vb.'nde olduğu üzere; 1793'deki " Fransız Devrimi sırasında Paris'in 'Kısımları'nın ve bütün büyük şehirlerin ve birçok küçük 'Komünün' dikkati çekecek bir şekilde [sürdürdükleri] bağımsız, serbestçe federe hale gelmiş faaliyetlerde" olduğu üzere; " emek kombinasyonları, ... az sayıdaki [bir takım insanın] --bu olayda kapitalistlerin-- büyüyen gücüne karşı yürütülen aynı halk direnişin bir sonucudur" (Op.Cit., s. 159).
    Böylece, anarşizm işçi sınıfının mücadelesinin ve modern devlet ile kapitalizme karşı öz-etkinliklerinin ifadesi olan politik bir kuramken, anarşizm fikirleri kendilerini insanın var olması boyunca daima eylemde ifade etmiştirler. Örneğin Kuzey Amerika'daki ve başka yerlerdeki yerli insanların çoğu, belirli bir politik kuram olarak var olmasından binlerce yıl önce anarşizmi pratikte uygulamışlardır. Benzer şekilde, anarşist eğilimler ve örgütlenmeler bütün büyük devrimlerde varolmuştur --sadece birkaç örneğin adını anarsak, Amerikan Devrimi sırasındaki New England Kent Toplantısı, Fransız Devrimi sırasındaki Parisli "Kısımlar", Rus Devrimi sırasındaki işçi konseyleri ve fabrika komiteleri (Ayrıntılar için Murray Bookchin'in Üçüncü Devrim'ine bakınız). Bahsettiğimiz üzere, anarşizm otoriteye karşı direnişin bir ürünüyse beklenenin de bu olması gerekirdi; çünkü otoritelerin olduğu herhangi bir toplum, onlara karşı direnişi hareketlendirecek ve anarşist eğilimleri ortaya çıkaracaktır (ve tabii ki otoritelerin olmadığı herhangi bir toplum anarşistik olacaktır).
    Diğer bir deyişle anarşizm, baskı ve sömürüye karşı mücadelenin bir ifadesidir; çalışan insanların mevcut sistemdeki yanlışlıkların ne olduğu hakkındaki deneyimlerinin ve incelemelerin bir genellemesidir, ve daha iyi bir gelecek için [sahip olduğumuz] umut ve düşlerimizin bir ifadesidir. Anarşizm olarak adlandırılmadan önce de bu mücadele vardı, ama tarihsel anarşist hareket (yani fikirlerini anarşizm olarak adlandıran ve anarşist bir toplumu amaçlayan insan grupları) asıl olarak işçi sınıfının kapitalizme ve devlete karşı, tahakküm ve sömürüye karşı; ve özgür ve eşit bireylerin [oluşturduğu] özgür bir toplum[a ulaşmak] için verdiği mücadelenin bir ürünüdür.