bak sana ne söyleyecek bu satır; o içimizdeki vincent'ı ne burnumuzdan enfiye ettiğimiz tükenmezlere borçluyuz ne de zamana.hatırlanan yüzler hatırlanmayanların yanında,geride bıraktığımız bütün yüzlerimizin yanında boncuksuz kalmış abaküsler gibi...dizi dizi...ama bomboş...nedir , kimdir bu ağır hastalıkların sebebi soramadım kimseye, yazmak kabul görmüş şizofreniyse şayet, çizmek makbul bir frengidir toplumun kucağında...kimse yakalanmak istemez ama dibinden de ayrılamaz...birazcık dumanın saltanatını sürmek isterken,gri ve çamurlu gölgenle çöktün koltuğuma...bana diyor ki; istediğim cevapları alana kadar soruları sormam gerek, çünkü böyle düşünmüştüm...o halde düşünmemişsin ki bir fantazi karalamışsın sudan kağıda,bahanesiz,sıkıntıdan...bunlar sana değil,manikürlediğim tırnaklara ihanet etmem...
demişim ki; bazen söküp atıyorum insan ırkını kafamdan,fazla yormamak için kafayı...ne zaman...nasıl...insan o kadar da sorgulanmaz ki , ilahi insan ...zaten anlama çabasını aşmış kendini içine sürüklemek ister gibisin...bazı şeyler sadece söylendiği gibidir , altında yatan anlamı aramayınız boşuna.
bir telaş ve turna kuşları, yarın fotoğraflarını atarım.gerçek filmleri özledim , banyo edilen , karanlık oda zahmetli ,güzel fotoğrafları, artık hiç kimsede yok,şuurunu kusan insan...
sonuç; tetiklesin diye beklediğimiz her şeyin başlangıcı bünyemizde mevcuttu...kendi kıçımıza attığımız sağlam her tekme tetiği bir daha çekti...bünye delinmediği gibi tetiğe de doyamadı, ardı arkası kesilmeden dolduruyor şarjörü...ve toplum dediğin o kütle var ya , işte o ağırlık, o salgınların hepsini kucağında hoplatırken, veba bile bulaşamıyor topluma korkusundan...öyle illet çünkü...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder